(6098 S. K. m. 52, 55) (6101 S. K. m. 2) (6100 S. K. m. 353, 355) (5521 S. K. m. 8) (6331 S. K. m. 37) (4857 S. K. m. 77)
Davacı işçi, meslek hastalığı sonucu maluliyeti ve fark maluliyeti nedeniyle maddi tazminatın davalı taraftan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı işveren, davada zamanaşımı olduğunu, maluliyet tespitinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından tek taraflı yapıldığını, meslek hastalığı oluşumunda müvekkili kurumun herhangi bir kusuru bulunmadığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
İlk derece Mahkemesi tarafından kararda belirtilen gerekçelerle “Davanın KABULÜ ile;
a) Davacının meslek hastalığı sonucu oluşan % 13,2 oranındaki maluliyeti nedeniyle 3.834,27-TL maddi tazminatın maluliyetin tespit tarihi olan 04/02/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
b) Davacının meslek hastalığı maluliyetinin % 13,2'den % 20'ye yükselmesi sonucu oluşan % 6,8 fark maluliyeti nedeniyle 1.707,69-TL maddi tazminatın maluliyetin artış tarihi olan 17/01/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine” karar verilmiştir.
Karara karşı davalı yasal süresi içinde istinaf yoluna başvurmuştur.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, davacının 1964 yılında Kurumlarından ayrıldığını, maluliyete etki eden hususların tespit edilmediğini, maddi tazminattan Borçlar Kanunu’nun 52. maddesi gereğince hakkaniyet indirimi yapılması gerektiğini, dava konusu meslek hastalığında müvekkili Kurumun kusurunun bulunmadığını, farazi verilere göre hesaplama yapıldığını, maluliyete etkisi olan diğer hususların araştırılmadığını, hesap raporunun hatalı olduğunu, ilk peşin sermaye değerine ve geçici iş göremezlik ödeneğine kusur uygulanarak zarardan kusursuz miktarın düşümü suretiyle yapılan hesabın yanlış olduğunu, pasif dönem için zarar hesabı yapılmasının hatalı olduğunu, davacının 60 yaşından sonraki pasif dönemi için hesap yapmasının hatalı olduğunu, hükmedilen manevi tazminat miktarının fazla olduğunu beyan ederek mahkemenin kararının bozulmasını talep etmiştir.
Taraflar arasında kusur oranı, hesap raporunun usulüne uygun düzenlenip düzenlenmediği ve hakkaniyet indirimi yapılıp yapılamayacağı konularında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Davanın yasal dayanağı, 6331 sayılı Kanun'un 37. maddesi uyarınca yürürlükten kaldırılan ancak zararlandırıcı sigorta olayının meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan 4857 sayılı Kanun’un 77. maddesidir.
Alanında uzman iş güvenliği uzmanı tarafından düzenlenen kusur raporu ile kesinleşen davacının manevi tazminat istemine ilişkin Zonguldak 2. İş Mahkemesi’nin 17.06.2014 tarihli kararında tespit edilen kusur oranları hükme esas alınmıştır.
Somut olayda hükme dayanak alınan bilirkişi raporu, 4857 sayılı Kanun’un 77. maddesinin öngördüğü koşulları gözönünde tutarak ve özellikle işyerinin niteliğine göre, işyerinde uygulanması gereken işçi sağlığı ve iş güvenliği tüzüğünün ilgili maddelerini incelemek suretiyle, işverenin, işyerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususları ayrıntılı bir biçimde incelemek suretiyle kusurun aidiyetini ve oranını hiç bir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptamıştır.
Tazminatın saptanmasında, zarar ve tazminata doğrudan etkili olan işçinin net geliri, PMF 1931 yaşama tablosundan tespit olunan bakiye ömrü, iş görebilirlik çağı, iş görmezlik ve karşılık kusur oranları, Sosyal Sigortalar tarafından bağlanan ilk peşin sermaye değeri gibi tüm verilerin hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde öncelikle belirlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Öte yandan, tazminat miktarının, işçinin olay tarihindeki bakiye ömrü esas alınarak aktif ve pasif dönemde elde edeceği kazançlar toplamından oluştuğu yönü ise söz götürmez.
İş kazası veya meslek hastalığı sonucu malul kalan işçinin aynı işinde çalışmaya devam etse dahi diğer işçilerden daha fazla çaba harcayacağı asıldır. 60 yaşından sonra elde edeceği yaşlılık aylığını da diğer işçilerden daha fazla çaba harcayarak elde edeceğinden yaşlılık aylığını aldığı dönemde de devam edecek olan maluliyeti nedeniyle zarara uğramadığı düşünülemez. Kaldı ki, sigortalıya bağlanan yaşlılık aylığında meslek hastalığı ve iş kazası kolundan alınan primlerin hiçbir etkisi bulunmamakta tamamen uzun vadedeki sigorta kollarından ödenen primler sonucu aylık bağlanmaktadır. Bu nedenlerle pasif dönemin de zarar hesabına dahil edilmesi ve yeraltı maden işçilerinin zararlarının tespitinde 50 yaşın ikmaline kadar yeraltındaki koşullar nazara alınarak yapılan ücretlerle, 50 ile 60 yaşları arasında yer üstünde tüm yıl asgari ücretle çalışıp gelir elde edeceği, 60 yaştan sonra bakiye ömrüne kadar (pasif dönemde), asgari ücret esas alınarak yapılması gerekir.
Mahkemece hükme esas alınan hesaba ilişkin bilirkişi raporunun yukarıdaki ilkeler gözetilerek düzenlendiği anlaşılmaktadır.
Öte yandan, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesinde, “destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez.” hükmüne yer verilmiştir. Ayrıca, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Anılan Kanun'un 2. maddesine göre, “Türk Borçlar Kanununun kamu düzenine ve genel ahlaka ilişkin kuralları, gerçekleştirildikleri tarihe bakılmaksızın bütün fiil ve işlemlere uygulanır”. Yargıtay'ın yerleşmiş görüşleri, Kurumca bağlanan gelirlerin peşin sermaye değerinin ve geçici iş göremezlik ödeneklerinin hesaplanan zarardan indirilmesi, Kurumun rücu hakkının korunması ve mükerrer ödemeyi önleme ilkesine dayandığından, kamu düzenine ilişkin olarak kabul edilmiştir. Kaldı ki, 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesi de emredici bir hükme yer verdiğinden gerçekleştiği tarihe bakılmaksızın tüm fiil ve işlemlere uygulanmalıdır. Hal böyle olunca da, Kurumca bağlanan gelirlerin ilk peşin değerinin (ve geçici iş göremezlik ödeneği miktarının) rücu edilebilecek kısmının hesaplanarak, bilirkişi raporunda belirlenen zarar tutarından indirilmesi gerekir. İstinafa konu olayda, Sosyal Güvenlik Kurumunun 2011/58 sayılı genelgesi de dikkate alındığında, rücu edilemeyen peşin sermaye değerinin hesaplanan zarardan indirilmemesi usul ve yasaya uygundur.
Ayrıca, 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesi gereği destekten yoksun kalma tazminatı ve bedensel zararlara ilişkin tazminatın belirlenmesinde, hesaplanan tazminattan miktar gözetilerek indirim yapılması imkanı bulunmamaktadır. Ancak, aynı Kanun'un 52. maddesinde, zarara hafif kusuru ile sebep olan tazminat yükümlüsünün tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olması ve hakkaniyetin de gerektirmesi halinde hakimin tazminattan indirim yapabileceği öngörülmüş olup, yukarıda da belirtildiği üzere, bu durum yani hakkaniyet indirimi yeni Türk Borçlar Kanunu'na göre ancak tazminat yükümlüsünün hafif kusuru halinde mümkün olacaktır. Yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda, iş kazası veya meslek hastalığına dayalı olarak sigortalının iş göremezliği nedeniyle hesaplanan maddi zararlarından hakkaniyet indirimi yapılabilmesi mümkün değildir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, mantıksal ve hayatın olağan akışına uygun, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve resen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varılarak, davalının istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM: Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 378,57 TL istinaf karar harcından peşin alınan 94,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 284,27 TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydedilmesine,
Davalı tarafından yatırılan 27,40 TL yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde davalıya iadesine,
İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Karar tebliği ile harç işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 25.04.2017 tarihinde 6763 sayılı Kanun ile değişik 5521 sayılı Kanun'un 8/3. maddesi gereği miktar itibariyle kesin olarak karar verildi. (¤¤)
Ankara BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
6. Hukuk Dairesi
Esas: 2017 / 723
Karar: 2017 / 835
Karar Tarihi: 25.04.2017