iletisim
SORU CEVAP
SORU CEVAP
* Yayınlanmayacaktır
* Yayınlanmayacaktır

Soru : a kabul edilmedi, fazla çalışma ücretiniz ile ulusal bayram genel tatil ücretiniz kabul edildi. Gerekçeli karar 1 ay içinde yazılacak sonra bize tebliğ edilecek, kabul ve reddedilen taleplerin sebeplerini gerekçeli kararda göreceğiz. Karar gelince tekrar - karar kanun yolu kapalı bir karardır. Miktar istinaf sınırı altında kalmaktadır.merhaba, dünkü duruşmada karar verildi, kıdem ve ihbar tazminatı yönünden dava kabul edilmedi, fazla çalışma ücretiniz ile ulusal bayram genel tatil ücretiniz kabul edildi. Gerekçeli karar 1 ay içinde yazılacak sonra bize tebliğ edilecek, kabul ve reddedilen taleplerin sebeplerini gerekçeli kararda göreceğiz. Karar gelince tekrar size bilgi vereceğim.

Cevap :

Sayın ilgili,

Duruşmada hüküm verilmiş; kıdem ve ihbar tazminatı talepleriniz reddedilmiş, fazla çalışma ile ulusal bayram-genel tatil (UBGT) ücret alacaklarınız ise kabul edilmiştir. Bu aşamada dikkat edilmesi gereken temel noktalar şunlardır:

1) Gerekçeli karar beklenmelidir.
Mahkeme, kabul ve ret sebeplerini gerekçeli kararda ayrıntılı şekilde yazar. Uygulamada gerekçeli karar genellikle tefhimden (duruşmada kararın açıklanması) sonra yazılır ve taraflara tebliğ edilir.

2) Kanun yolu (istinaf) süresi tebliğle başlar.
İş mahkemesi kararlarında kanun yoluna başvuru süresi, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren işlemeye başlar.

3) “İstinaf kapalı/kesin” meselesi parasal sınıra bağlıdır.
İşçilik alacaklarında istinaf (Bölge Adliye Mahkemesi) incelemesi, HMK’daki parasal kesinlik sınırı kapsamında değerlendirilebilir.

  • Karar, istinaf kesinlik sınırının altında kalıyorsa, kural olarak istinaf yolu kapalı (kesin) kabul edilebilir.

  • Ancak bunun net hesabı için, gerekçeli kararın hüküm fıkrası ve karar tarihindeki parasal sınır birlikte görülmelidir. (Bazen kısmi kabul/ret durumunda hesap tekniği önem kazanır.)

 

4) Ne yapmalısınız?

  • Gerekçeli karar tebliğ edildiğinde, özellikle kıdem/ihbarın neden reddedildiği (fesih türü, ispat, zamanaşımı, ücret/hizmet süresi tespiti vb.) ve fazla mesai/UBGT hesabının nasıl yapıldığı kontrol edilmelidir.

  • Karar kesinleştiğinde, kabul edilen alacaklar yönünden icra aşaması gündeme gelebilir.

 

Bilgilendirme amaçlıdır. Somut dosyada doğru yönlendirme için gerekçeli kararın (özellikle hüküm fıkrası) görülmesi gerekir.

Saygılarımla,
Av. Asım Mavıoğlu

Soru : pert araç ödemesi - araçım 03,07,2025 tarihinde kaza yaparak pert oldu 22,09,2025 tarihine gelmemize rağmen hala sigorta şirketi tarafından ödeme yapılmadı bu konu ilgili mağduriyetimi nasıl gidere bilirim

Cevap :

Kaza tarihinin (03.07.2025) üzerinden uzun süre geçmesine rağmen sigorta şirketinin ödeme yapmaması halinde mağduriyetinizi gidermek için izlemeniz gereken yol, hangi sigorta türünden ödeme beklediğinize göre değişir:

1) Zorunlu Trafik Sigortası (Karşı tarafın sigortası) ise

  • Zarar görenin, dava/tahkimden önce sigortaya yazılı başvuru yapması zorunludur. Sigorta şirketi bu başvuruya en geç 15 gün içinde yazılı cevap vermek zorundadır.

  • Ayrıca, genel şartlarda istenen belgeler sigortaya ulaştıktan sonra sigortacının 8 iş günü içinde ödeme yapması gerekir.

Bu süreler geçmesine rağmen ödeme yapılmıyorsa:

  • Sigorta Tahkim Komisyonu’na başvurabilirsiniz (sigorta şirketi tahkim sistemine üyeyse genelde hızlı sonuç alınır),

  • Alternatif olarak dava açabilirsiniz.

 

2) Kasko Sigortası ise (kendi sigortanız)

Kasko bir “mal sigortası” olduğundan, rizikoya ilişkin belgeler sigortaya verildikten sonra sigorta tazminatı kural olarak en geç 45 gün içinde muaccel hale gelir; muaccel olunca sigortacı ayrıca ihtara gerek olmadan temerrüde düşer ve gecikme faizi gündeme gelir.

3) Pratikte hemen yapmanız gerekenler

1) Sigorta şirketine (veya acentesine) yazılı başvuru/ihtar gönderin (iadeli taahhütlü/KEP/noter). - “Pert bedelinin ödenmesini”, - Dosyada istenen tüm belgeleri sunduğunuzu, - Yasal sürelerin aşıldığını, - Ödeme yapılmazsa tahkim/dava yoluna gidileceğini belirtin. 2) Sigortanın sizden “eksik evrak” talep edip etmediğini yazılı olarak netleştirin. Eksik evrak iddiası varsa, bunu yazılı istemelerini ve listelemelerini talep edin. 3) Ödeme yine yapılmazsa, sigorta türüne göre Tahkim veya dava sürecini başlatın.

Not: Pert dosyalarında çoğu gecikme, “pert mutabakatı, sovtaj (enkaz) işlemleri, araç tescil/çekme belgeleri, banka rehin/haciz kayıtları” gibi teknik süreçlerde yaşanır. Bu nedenle yazılı başvuruda, “ödeme için hangi somut belgenin eksik görüldüğü”nün açıkça belirtilmesini istemeniz önemlidir.

Saygılarımla,
Av. Asım Mavıoğlu

Soru : şufa davası, ön alım davası hk. - merhaba, Müstakil Daire Tapum var, Apartmanın ortak alanlarında bulunan bazı yerler hisseli tapuya çevrilmiştir. Kat mülkiyetli Dairemin satışında diğer hisseli bölümlerde otomatik olarak birlikte satıldığında, yeni alan kişiye apartmandaki diğer hissedarlar "Şufa Ön Alım" davası açabilirler mi? caba?

Cevap :

Kural olarak kat mülkiyetli bağımsız bölüm (daire) satışı nedeniyle diğer kat maliklerinin şufa (yasal önalım) hakkı yoktur. Çünkü Kat Mülkiyeti Kanunu m.8, kat mülkiyetli bir bağımsız bölüm satıldığında diğer kat maliklerine önalım hakkı tanımaz.

Buna karşılık, sizin “hisseli tapuya çevrildi” dediğiniz yerler tapuda ayrı bir taşınmaz/paylı mülkiyet payı olarak duruyorsa ve satış işlemi sırasında bu yerlerdeki payınız da üçüncü kişiye devrediliyorsa, o paylı mülkiyete ilişkin kısım bakımından diğer paydaşlar TMK m.732 gereği şufa davası açabilir.

Bu nedenle sonuç, “hisseli alanların” tapudaki niteliğine göre değişir:

1) Daire + arsa payı + kat mülkiyeti sistemindeki ortak yerler birlikte devrediliyorsa:
Şufa yok (KMK m.8).

2) Daire satışına ek olarak, tapuda ayrı bir paylı mülkiyet kaydı bulunan (hisseli) yerlerdeki payınız da satılıyorsa:
→ O hisseli kısım için diğer paydaşlar şufa kullanabilir (TMK m.732).
Ayrıca şufa hakkı, satışın noterle bildirimiyle 3 ay, her hâlde satıştan itibaren 1 yıl içinde kullanılmalıdır (TMK m.733).

Uygulamada en kritik belge: tapu kayıtlarıdır. “Hisseliye çevrilen yer” gerçekten kat mülkiyetinin ortak yeri/eklenti kaydı mı, yoksa tapuda bağımsız şekilde paylı mülkiyet mi, buna göre şufa riski belirlenir.

Saygılarımla,
Av. Asım Mavıoğlu

Soru : İkamet İmza Yerinin Uşak'tan Bursa'ya Değiştirilmesi Talebi - Sayın Avukat, Eşimle birlikte, Göç İdaresi’ndeki imzamız şu anda Uşak ilinde kayıtlıdır ve burada 6 aydan uzun süredir ikamet etmekteyiz. Ancak, Uşak’ta yaşamakta birçok zorlukla karşılaşıyoruz. Sosyal ve ekonomik açıdan uyum sağlamakta güçlük çekiyoruz ve yaşam koşulları her geçen gün daha da zorlaşıyor. Bu nedenle, imzamızın Bursa iline alınmasını talep ediyoruz. Bursa’da yaşam koşullarımızın daha iyi olacağını ve uyum sürecimizin daha sağlıklı ilerleyeceğini düşünüyoruz. İkamet imza yerimizin değiştirilebilmesi için gerekli hukuki süreci öğrenmek ve bu konuda hukuki destek almak istiyoruz. Bu konuda bize yardımcı olmanızı rica ederiz. Gereğini bilgilerinize arz eder, saygılarımı sunarım. Bouzit Nour el houda

Cevap :

Evet, Göç İdaresi’ndeki imza/bildirim yükümlülüğünüzün ve ikamet ilinizin Uşak’tan Bursa’ya alınması hukuken mümkündür; ancak bu işlem kendiliğinden olmaz. Mutlaka yazılı başvuru ile “ikamet ili değişikliği” talep edilmesi ve talebin Göç İdaresi tarafından uygun görülmesi gerekir.

Aşağıdaki hususlar önemlidir:

1) İkamet ili ve “imza” yükümlülülüğü idari bir yükümlülüktür

Uluslararası koruma başvuru sahipleri ile (statü durumunuza göre) şartlı mülteci/ikincil koruma sahipleri hakkında, belirli bir ilde ikamet etme ve belirli aralıklarla “imza/bildirim” yükümlülüğü getirilebilir.

2) İkamet ili değişikliği talebi yapılabilir

İkamet ilinin değişmesi için, akrabalar, sağlık, eğitim, özel durumlar ve benzeri nedenlerle ikamet ili değişikliği talep edilebilir. Bu talepler Genel Müdürlük veya yetki verilmişse İl Göç İdaresi Müdürlüğü tarafından değerlendirilir.

Uygulamada “sosyal-ekonomik uyum zorluğu, iş/gelir imkânı, barınma şartları, çocukların eğitimi, aile bağları, sağlık durumu” gibi gerekçeler belgeyle desteklenirse talebin kabul ihtimali artar.

3) İzlenecek pratik yol (Uşak → Bursa)

1) Uşak İl Göç İdaresi Müdürlüğü’ne yazılı dilekçe ile başvurun. Dilekçede; Bursa’ya taşınma gerekçenizi, Bursa’daki barınma planınızı ve varsa aile bağlarınızı somut şekilde açıklayın. 2) Belgelerinizi ekleyin. Örnekler: - Bursa’da kalacağınız eve ilişkin kira sözleşmesi/yer gösterir belge (varsa) - Bursa’da iş teklifi/çalışma imkânı/işveren yazısı (varsa) - Aile bağı varsa: akrabalık bağını gösteren belgeler - Sağlık gerekçesi varsa: rapor/tedavi planı - Çocuk varsa: okul kaydı / eğitim ihtiyacı belgeleri 3) Göç İdaresi talebi inceleyip kabul ederse, ikamet iliniz ve imza/bildirim yükümlülüğünüz Bursa’ya aktarılır ve bundan sonra bildirimlerinizi Bursa’da yerine getirirsiniz.

4) Dikkat: İzin olmadan il değişikliği risklidir

İmza yükümlülüğü olan kişiler açısından, izin/aktarım olmadan farklı bir ile taşınmak uygulamada “yükümlülük ihlali” sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle Bursa’ya taşınmadan önce resmî onay/aktarım sürecini yürütmeniz önerilir.

5) Talep reddedilirse ne yapılabilir?

İkamet ili/imza yeri değişikliği talebiniz reddedilirse, ret işlemi bir idari işlem olduğundan kural olarak idare mahkemesinde iptal davası gündeme gelebilir. Uluslararası koruma işlemlerinde idari yargı yoluna başvuru süreleri ve usulü, 6458 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir. Ayrıca imkân yoksa adli yardım kapsamında avukat desteği de talep edilebilir.

Sonuç olarak; Uşak’tan Bursa’ya imza/ikamet aktarımı için yapılacak doğru işlem, Uşak İl Göç İdaresi’ne gerekçeli ve belgeli yazılı başvuru yapmaktır. Dilekçenin içeriği ve ekler, başvurunun sonucunu doğrudan etkiler.

Saygılarımla,
Av. Asım Mavıoğlu

Soru : tapu iptal davası tefecilik yağma - merhabalar: tefecilik nedeni ile faize aldığımpara karşılığında taşınmazı satış yolu ile devrettim karşı taraf mala çöktü. ceza davası ve tapu iptal davası açıldı. hukuk mahmekemesi bekletici mesele yaparak ceza dava sonucunu bekledi. ceza davasında yerel mahkeme tefeciliktenceza verdi. temyiz de yargıtay yağma ile birlikte ağır ceza da yargılanması için dosyayı iade etti. kişi ağır cezada yargılandı hem yağma hem tefeciliten ceza aldı. temyiz edildi. yargıtay yağma suçunu onadı ve kesinleşti. tefeciliği ise kesin tefecilik olgusus olmakla birlikte 43 e göre cezanın arttırılması yönünde iade etti. ancak yerel mahkeme devam ederken tefecilikten zaman aşımınedeni ile dava düştü. ancak tüm dosya içeriğinde paranın faiz ve tefecilik nedeni ile verildiği çok net tesbit edilmiş durumda. hukuk ahkemesi tapu iptal davamızı red etti. bekletici mesele ile ceza dava dosyamızda, yağmadan aldığı ceza kesinleşti. tefecilik ise hem yerel mahkeme hem yargıtay dosyasında tefeciliğn kesinleştiği, tüm deliller eşliğinde taşınmazın faiz karşığılığı verildiği, taşınmazın ise buna karşılık teminat olarak verildiği net tesbit edilmiş durumda. buna göre hukuk mahkemsinin ceza dosyası içeriğne göre davayı kabul kararı vermesi gerekmez mi?

Cevap :

Somut anlattığınız akışta hukuk mahkemesinin “mutlaka kabul etmesi gerekir” şeklinde otomatik bir sonuç söylemek doğru olmaz; ancak şu iki temel ilke nedeniyle ret kararının denetime çok açık olduğu ve çoğu dosyada kabul sonucunu destekleyen güçlü argümanlar bulunduğu söylenebilir:

1) Hukuk hâkimi, ceza dosyasındaki “maddi olgu tespitleri”ni göz ardı edemez

Hukuk hâkimi, ceza yargılamasındaki kararla her yönüyle bağlı değildir; fakat ceza mahkemesinin maddi olaya ilişkin tespitleri (fiilin nasıl gerçekleştiği, cebir/tehdit olup olmadığı, devrin nasıl alındığı gibi) hukuk davasında çok güçlü delildir ve birçok durumda hukuk hâkimi bu maddi olguları yok sayarak karar kuramaz.

Bu ilişki TBK m.74’te açıkça düzenlenmiştir:

  • Hukuk hâkimi, ceza hukukunun sorumluluğa ilişkin hükümleriyle ve beraat kararıyla bağlı değildir.

  • Buna karşılık uygulamada, ceza dosyasında kesinleşmiş mahkûmiyet varsa, en azından maddi olayın gerçekleştiğine dair tespitler hukuk yargılamasında belirleyici olur.

2) Yağma mahkûmiyetinin kesinleşmesi, tapu iptali davası bakımından “çok güçlü” bir dayanak oluşturur

Sizin anlatımınıza göre Yargıtay yağma suçunu onamış ve kesinleşmiş. Yağma (TCK m.148) özü itibarıyla cebir/tehdit ile bir malın verilmesine veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakmaktır. Taşınmazın “satış” gibi gösterilmesi, eğer cebir/tehdit baskısı altında yapılmışsa, hukukta irade sakatlığı / hukuka aykırılık / geçersizlik iddialarını güçlendirir.

Bu nedenle, yağma mahkûmiyeti kesinleştiyse, hukuk mahkemesinin tapu iptal davasında en azından şu başlıkları ciddi biçimde tartışması beklenir:

  • Devrin “gerçek satış” mı yoksa teminat amaçlı/inançlı işlem mi olduğu,

  • Devirde cebir/tehdit etkisi bulunup bulunmadığı,

  • Satış bedeli ile gerçek değer arasında aşırı fark olup olmadığı (gabin/irade sakatlığı bağlantısı),

  • Tefecilik kapsamında kurulan ilişkinin TBK m.27 kapsamında kamu düzenine/ahlaka aykırılık nedeniyle korunup korunamayacağı.

 

3) “Tefecilikten dava zamanaşımıyla düştü” olması, hukuk davasını otomatik bitirmez

Ceza davasında tefecilik yönünden “zamanaşımı nedeniyle düşme” kararı verilmesi, çoğu zaman kesinleşmiş mahkûmiyet gibi bağlayıcı bir sonuç doğurmaz. Ancak bu durum, ceza dosyasında toplanan delillerin (tanık, banka hareketleri, senetler, kamera, ikrar vb.) hukuk davasında delil olarak kullanılmasını engellemez.

Nitekim uygulamada Yargıtay, tefecilik ilişkisine dayalı düzenlemelerin hukuk düzenince korunamayacağına ve ceza dosyasındaki maddi olguların hukuk davasında dikkate alınması gerektiğine ilişkin değerlendirmeler yapmaktadır.

  • Ceza dosyası delilleriyle taşınmazın “faiz karşılığı paraya teminat” olarak devredildiği sonucuna varılan dosyada tapu iptali yönünde kabul yaklaşımı görülmektedir.

  • Kesinleşen ceza mahkûmiyetinin maddi olgular yönünden hukuk hâkimini bağlayacağı kabul edilmektedir.

 

4) Hukuk mahkemesi “bekletici mesele” yaptıysa, ceza dosyasının sonucunu doğru nitelendirmek zorundadır

Hukuk mahkemesi, HMK m.165 uyarınca ceza davasını bekletici mesele yapmışsa; ceza yargılamasının ulaştığı sonuç (özellikle yağma mahkûmiyetinin kesinleşmesi) ortaya çıktıktan sonra, bu sonucu görmezden gelerek ret kurması çoğu olayda isabetli olmaz. Ret gerekçesi genellikle şu noktalardan birine dayanır:

  • Davanın yanlış hukuki sebebe dayandırılması / yanlış talep (ör. tereke, taraf teşkili, husumet vb.),

  • İspat yükünün yanlış kurulması veya delillerin değerlendirilmemesi,

  • Tapu iptali davasında istenen hukuki sebebin (muvazaa, inançlı işlem, cebir/tehdit, gabin, TBK 27) yeterince açık kurulmamış olması.

Bu yüzden “ret” kararı varsa, genellikle istinaf/temyiz incelemesinde ceza dosyasının etkisi ve delil değerlendirmesi yönünden tartışma yapılır.

5) Ne yapabilirsiniz? (pratik yol haritası)

  • Tapu iptal davası reddedildiyse, öncelikle kararın hangi kanun yoluna tabi olduğunu (istinaf/temyiz/ kesinlik) netleştirin ve süre kaçırmayın.

  • İstinaf/temyizde özellikle şu argümanlar öne çıkarılır:

1) Ceza dosyasında yağma mahkûmiyetinin kesinleştiği, devrin cebir/tehdit altında gerçekleştiği, 2) Ceza dosyasındaki delillerin (tanıklar, banka hareketleri, senetler vb.) hukuk dosyasına getirtilip tartışılmadığı veya eksik tartışıldığı, 3) Tefecilik ilişkisinin TBK m.27 kapsamında korunamayacağı; “satış” görünümünün gerçekte teminat amaçlı olduğu, 4) HMK m.165 bekletici mesele yapılmışken, ceza sonucunun hukuki etkisinin hatalı değerlendirildiği, 5) Taşınmaz üçüncü kişiye devredildiyse iyi niyet/bedel/tescil zinciri gibi noktalar (dosyaya göre) ayrıca tartışılır.

Sonuç olarak: Yağma mahkûmiyetinin kesinleştiği ve ceza dosyasında taşınmaz devrinin “faiz/teminat” ilişkisi içinde gerçekleştiğinin ortaya konduğu bir senaryoda, hukuk mahkemesinin ret kararı kuvvetli şekilde istinaf/temyiz konusu yapılabilir; birçok olayda ceza dosyasındaki maddi olgular doğru değerlendirildiğinde tapu iptali sonucunu destekler.

Saygılarımla,
Av. Asım Mavıoğlu

Soru : Fazla mesai ücreti - 04 03 2025 tarihinde iş müfettişi çalıştığımız restorana geldi şikayet adında her çalişanla tek tek konuştu tutanak tutuldu her kes imzaladı. Ne kadar bir zamanda sonuçlanır.

Cevap :

İş müfettişi incelemesinin “kesin şu kadar günde biter” şeklinde kanunda yazan tek bir süresi yoktur. Süre; şikayetin kapsamına, işyerinden istenen belge/bordro kayıtlarına, işverenin evrak sunma hızına ve müfettişin raporu hazırlayıp Kurul incelemesine göndermesine göre değişir. Ancak süreçte bazı temel kurallar ve pratik zaman çizelgesi vardır:

1) Tutanak imzalanması ne anlama gelir?

Müfettişin işyerinde yaptığı tespitler ve aldığı ifadeler tutanağa bağlanır. Bu tutanaklar, kanunen aksi ispatlanıncaya kadar geçerli kabul edilir.

2) İnceleme sonunda mutlaka rapor düzenlenir

İş teftişinde her teftiş/inceleme faaliyeti rapora bağlanır ve raporlar Teftiş Kurulu tarafından mevzuata uygunluk yönünden incelenir. Raporun ardından, gerekli görülürse işverene idari işlem/uyarı/tespit/diğer kurumlara bildirim gibi sonuçlar doğabilir.

3) “Sonuç” ne olabilir?

Şikayetin konusuna göre sonuçlar farklılaşır:

  • İş mevzuatına aykırılık tespiti (çalışma süreleri, fazla mesai, ücret, yıllık izin, kayıt dışılık vb.)

  • İş sağlığı ve güvenliği yönünden tespitler (gerekirse idari tedbir)

  • İdari para cezası süreci (idari para cezasını doğrudan müfettiş vermez; ilgili idare tarafından tesis edilir)

  • Bazı durumlarda işçi alacaklarına ilişkin tespit de raporda yer alabilir

4) Ortalama ne kadar sürer?

Uygulamada (dosyanın yoğunluğuna göre değişmekle birlikte) şunlar görülür:

  • Basit şikayetlerde: birkaç hafta içinde rapor aşamasına geçilebildiği,

  • Bordro/puantaj/SGK kayıtları gibi geniş evrak incelemesi gereken dosyalarda: 1–3 ay (bazen daha uzun) sürebildiği,

  • Eksik belge sunulması, işverenin savunması, ek inceleme ihtiyacı gibi hallerde sürenin uzayabildiği.

5) İşçi alacağına dair tespit varsa “itiraz süresi” önemlidir

Müfettiş raporunda/tutanağında işçi alacaklarına ilişkin bir tespit yer alırsa, işveren veya işçi, bu kısma karşı 30 gün içinde iş mahkemesine itiraz edebilir. Bu nedenle rapor çıktığında “itiraz süresi” yönünden dosya ayrıca takip edilmelidir.

6) Sizin için pratik öneri

  • Müfettişin düzenlediği tutanağın bir örneği işverene verilir; işyerinizden (işveren/İK’den) tutanak örneğini isteyin.

  • Şikayetiniz ücret/fazla mesai/UBGT gibi alacaklarla ilgiliyse, elinizdeki delilleri (vardiya çizelgesi, yazışmalar, banka kayıtları, tanık bilgileri) saklayın.

  • İdari sonuç gecikiyorsa, şikayet başvurusunun yapıldığı kanal üzerinden başvuru numarasıyla durum sorgulanabilir.

Saygılarımla,
Av. Asım Mavıoğlu

Soru : boşanmadan dolayı mal paylaşımı - ablamın üzerine arsa aldık ve ablam boşandı resmi bir belgem yok eşi arsayı mal paylaşımı için dilekçe verdi sonuç ne olur

Cevap :

Sonuç, arsanın ne zaman ve hangi parayla alındığına göre değişir. Ancak “resmî belgem yok” dediğiniz için şunu net söylemek gerekir: Tapu ablanın üzerinde olsa bile, arsa evlilik içinde edinildiyse ve kişisel mal olduğu ispat edilemezse, ablanın eski eşi bu taşınmaz üzerinden katılma alacağı (genelde artık değerin 1/2’si) talep edebilir.

Aşağıdaki ihtimallerden hangisi sizin durumunuza uyuyorsa, sonuç ona göre şekillenir:

1) Arsa, ablan evliyken alındıysa (ve kural mal rejimi “edinilmiş mallara katılma” ise)

  • Kural olarak evlilik içinde edinilen malvarlığı edinilmiş mal sayılır.

  • Bu durumda eski eş, arsayı “kendi adına tescil” ettirmekten çok, genellikle katılma alacağı talep eder (para alacağı).

Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımı: Eşin talebi çoğu kez ayni hak (tapu iptali/tescil) değil, şahsi hak/para alacağıdır.

 

 

  1. Hukuk Dairesi 2009/4150 E. , 2010/398 K.

 

Eşlerden biri, diğerine ait malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuş ise, tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olur. (TMK.m.227). Eşlerden birine ait edinilmiş mallar üzerinde, diğer eşin mülkiyet veya diğer bir ayni hak talebi söz konusu değildir. Yani katılma rejiminde; eşlere tanınan hak, ayni bir hak olmayıp, şahsi bir haktır

 


Kaynak: 8. Hukuk Dairesi 2009/4150 E. , 2010/398 K.

 

Ayrıca, evlilik içinde edinilen mallar açısından “edinilmiş mal karinesi” vardır; aksi iddia edilirse ispat yükü çoğu durumda iddia edene (kişisel mal olduğunu söyleyene) döner:

 

  1. Hukuk Dairesi 2013/13039 E. , 2013/15892 K.



TMK'nun 3. maddesinin son fıkrasına göre bir eşin bütün malları aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir ... Davaya konu taşınmazın evlilik birliği içinde ... edinildiği sabittir. Varsa aksi iddianın ispat yükümlüsü ... davalı taraftır

 


Kaynak: 8. Hukuk Dairesi 2013/13039 E. , 2013/15892 K.

 

2) Arsa, ablanın evlilikten önce aldığı bir arsaysa

  • Evlilikten önce edinilen taşınmazlar kural olarak kişisel maldır.

  • Bu durumda eski eşin katılma alacağı talebi genellikle doğmaz (istisna: evlilik içinde o mala önemli katkı/iyileştirme varsa “değer artış payı” tartışmaları çıkabilir).

3) “Arsayı biz aldık, ablamın üstüne yaptık” diyorsanız (ama belge yoksa)

Burada iki ayrı risk var:

1) Ablanın eski eşine karşı risk: Arsa evlilik içinde edinilmiş görünüyorsa, eski eş “edinilmiş mal” diyerek katılma alacağı isteyebilir.

2) Sizin açınızdan ispat riski: “Aslında para bizden çıktı, abla adına sadece emanet/teminat olarak alındı” iddiası, özellikle yazılı belge (banka dekontu, borç sözleşmesi, senet, mesaj kayıtları, tanık, para transferi) yoksa ispatı zor bir iddiadır.

Bu nedenle, “resmi belge yok” ifadesi pratikte şu anlama gelir:

  • Eski eşin açtığı mal rejimi davasında, arsanın kişisel mal olduğunu ispatlayamazsanız, ablanın eski eşi lehine katılma alacağı çıkma ihtimali artar.

  • “Arsa gerçekte bizimdi” iddianız varsa, bunu ayrıca güçlendirecek deliller olmadan ilerlemek zordur.

 

4) Ne yapmalısınız? (Somut ve hızlı adımlar)

  • Tapu kaydından şu bilgileri netleştirin: arsa edinim tarihi, edinim şekli (satış/bağış/ivazlı), satış bedeli.

  • Arsanın alımında para kimden çıktı? Şu delilleri toparlayın:

- Banka havalesi/EFT dekontları - Elden ödeme olduysa: para çekim kayıtları, yazışmalar - Satıcıyla iletişim kayıtları, emlakçı kayıtları - Arsa vergisi/harç/kredi ödemeleri kimden yapıldı?

  • Ablanın boşanma davasının açılış tarihini ve mal rejiminin sona erme tarihini belirleyin (tasfiye hesaplarında kritiktir).

  • Mal paylaşımı davasında ablanın savunması, çoğu zaman “arsa kişisel maldır” veya “edinilmiş mal olsa bile diğer eşin talebi şu sebeple şu kadarla sınırlıdır” ekseninde kurulmalıdır.

Saygılarımla.

Av. Asım Mavıoğlu

Soru : iş primi ve ücret farklarım - 2020 yılından işkur üzerinden alındım khk ile kamu işçisiyim (inşaat işçisi yalıtım ustası) ilk girdiğim sözleşmede asgari ücretin %40 fazlasına işe başladım 2022 yılında sendikaya girdim ve girdiğimdeki sözleşmemdeki haklarım kayboldu ve toplu iş sözleşmesine dahil oldum, iş primimi vasıfsız bir işçi gibi ödemektedirler ayrıca maaşımı da vasıfsız bir işçi gibi vermektedirler ve inşaat teknikerliği diplomam olmasına rağmen diploma farkımı dahi vermemektedirler ne yapmalıyım :? teşekürler

Cevap :

Anlattığınız durumda iki ayrı hukuki mesele var: (1) Sendikaya/TİS’e geçince ücretinizin ve haklarınızın düşürülmesi, (2) Vasıf (nitelik), görev ve diploma/öğrenim farkı nedeniyle ücret/prim talebi.

1) TİS’e girince ücret düşürülebilir mi?

Genel kural: Toplu iş sözleşmesi (TİS), iş sözleşmesinden “daha düşük” bir düzenleme getiriyorsa her zaman otomatik olarak ücretinizi düşürmez; burada “işçi lehine olan hükmün geçerliliği” ilkesi uygulanır.

Kanuni dayanak:

  • 6356 sayılı Kanun m.36 uyarınca, iş sözleşmeleri TİS’e aykırı olamaz; aykırı hükümlerin yerini TİS alır. Ancak TİS’in iş sözleşmesine aykırı hükümleri varsa, iş sözleşmesinin işçi yararına olan hükümleri geçerlidir.

Bu, uygulamada “işçi lehine şart ilkesi” olarak bilinir ve Yargıtay’ın birçok kararında da vurgulanır (sendikaya girince ücretin düşürüldüğü iddialarında özellikle tartışılır).

2) İşveren “vasıfsız işçi” gibi ücret/prim uygulayabilir mi?

Burada kritik nokta şu: Siz fiilen yalıtım ustası işi yapıyorsanız veya işyerindeki düzenlemeye göre “vasıflı” sınıfta değerlendiriliyorsanız, işverenin sizi vasıfsız gibi ücretlendirmesi çoğu durumda uyuşmazlık doğurur.

Ayrıca aynı işyerinde aynı nitelikte iş yapanlara göre ücret/prim uygulamasında keyfilik varsa, eşit davranma ve emsal ücret tartışması gündeme gelebilir:

  • Eşit davranma ilkesi (4857 m.5)

  • Ücretin emsal ücretten aşağı olmaması ve sözleşme/TİS hükümleri (TBK m.401)

 

3) Diploma (inşaat teknikerliği) farkı otomatik hak mıdır?

Diploma/öğrenim farkı, her işyerinde “otomatik” ödenmez. Şu üç kaynağa bakmak gerekir: 1) Toplu iş sözleşmesi (TİS): Tekniker diploması olanlara “öğrenim farkı/vasıf primi” öngörülmüş mü? 2) İş sözleşmeniz ve ekleri: İlk sözleşmenizde bu yönde açık hak var mı? 3) İşyeri uygulaması/yerleşik uygulama: Benzer durumda olanlara fiilen ödeniyor mu?

Eğer TİS’te “öğrenim/vasıf farkı” düzenlenmişse ve siz şartları sağlıyorsanız, bu farkı talep edebilirsiniz.

4) Ücretin düşürülmesi “çalışma koşullarında esaslı değişiklik” olabilir

Ücretin düşürülmesi genellikle esaslı değişiklik sayılır. İşveren, çalışma koşullarında esaslı değişikliği kural olarak yazılı bildirip işçinin yazılı kabulünü almak zorundadır (4857 m.22). Ancak burada bir nüans vardır: Ücret değişimi “TİS hükmü” olarak uygulanıyorsa, bunun salt 4857/22 prosedürü ile değil, ayrıca TİS-iş sözleşmesi ilişkisi (6356 m.36) ve “işçi lehine şart” ilkesiyle birlikte değerlendirilmesi gerekir.

5) Pratikte ne yapmalısınız? (en etkili yol haritası)

1) Evrakları toplayın: - İlk işe giriş sözleşmeniz (asgari ücretin %40 fazlası maddesi) - Sendikaya giriş tarihi ve TİS’ten yararlanma başlangıcı - Bordrolar (sendika öncesi/sonrası), banka ücret dekontları - Görev tanımı, puantaj, fiilen yaptığınız işe dair yazışma/iş emirleri - TİS’in ücret/prim/vasıf/öğrenim farkı maddeleri 2) Sendika üzerinden yazılı başvuru yapın: TİS uygulaması çoğu zaman sendika kanalıyla çözülür. Önce sendikadan, ücret grubunuzun/vasıf kodunuzun doğru uygulanması için işverene resmi yazı yazmasını isteyin. 3) İşverene yazılı ihtar/başvuru: Ücret sınıfınızın düzeltilmesini, eksik ödenen ücret/prim/öğrenim farklarının ödenmesini ve gerekçeli yazılı cevap verilmesini talep edin. 4) Arabuluculuk ve dava (gerekirse): Ücret/prim/işçilik alacağı taleplerinde genellikle dava öncesi zorunlu arabuluculuk aşaması gündeme gelir. Anlaşma olmazsa iş mahkemesinde ücret farkı, prim farkı, öğrenim/vasıf farkı, TİS fark alacakları davası açılabilir. 5) Delil stratejisi: Benzer işi yapan emsal işçilerin ücret/prim bordroları, görev tanımları ve işyeri sınıflandırması çok kritik delildir. (Mahkemece kurumdan/işyerinden celp edilebilir.)

6) En önemli tespit: “TİS taban ücret” yanlış uygulanıyor olabilir

Uygulamada sık görülen hata şudur: TİS’teki “taban ücret” düzenlemesi, sadece tabanın altında kalanları yukarı çekerken; bazı işyerleri bunu hatalı yorumlayıp tabanın üstündeki kişileri tabana indirir. Bu tür “TİS’in yanlış uygulanması” iddiaları Yargıtay kararlarında da tartışılmıştır.

Sonuç olarak; sizde iki ana iddia vardır:

  • TİS’e giriş sonrası ücret/prim düşüşü ve ücret grubunun yanlış belirlenmesi

  • Vasıf ve öğrenim/diploma farkının ödenmemesi

 

Bunlar çoğu dosyada “bordro + TİS maddeleri + fiili iş + emsal ücret” üzerinden çözümlenir.

Saygılarımla,
Av. Asım Mavıoğlu

Soru : emeklilik ve banka el koyma - ben 2022 yilinda emekli oldum fakat banka hesaplarimda bloke oldugu icin emekli maasimi alamiyorum. bu konuda gorusebilirmiyiz. tsk.

Cevap :

Genel bilgi olarak şunu bilmeniz önemli: SGK emekli maaşı kural olarak haczedilemez ve bankaca bloke/takas-mahsup yoluyla da fiilen kullandırılmaması çoğu durumda hukuka aykırıdır. Emekli maaşına ancak nafaka borcu veya SGK’nın 5510 sayılı Kanun m.88 kapsamındaki alacakları gibi istisnalar dışında haciz konulamaz; ayrıca haciz talebinde borçlunun (emeklinin) muvafakati yoksa icra müdürü haciz talebini reddetmek zorundadır.

1) Emekli maaşı neden “bloke” edilemez?

5510 sayılı Kanun m.93’e göre emekli aylıkları:

  • Devir ve temlik edilemez,

  • İstisnalar hariç haczedilemez,

  • Haciz yasağı olan bu ödemelere haciz konulması istenirse, borçlunun muvafakati yoksa icra müdürü talebi reddeder.

Bu nedenle, bankanın “hesap blokesini” emekli maaşının çekilmesini engelleyecek şekilde uygulaması, birçok içtihatta haciz sonuçlarını doğuran bir işlem olarak kabul edilmekte ve blokenin kaldırılması gerektiği değerlendirilmektedir.

2) Yargı kararları ne diyor?

Uygulamada, bankanın emekli maaşı hesabına bloke koyması konusunda Yargıtay ve BAM kararlarında “bloke = haciz sonuçları doğurur” yaklaşımı sık görülür:

  • Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kararlarında, uyuşmazlığın “emekli maaşına banka blokesi” olduğu ve 5510 m.93’ün dikkate alınması gerektiği açıkça vurgulanmaktadır.

  • Yargıtay 11. Hukuk Dairesi kararlarında da, maaş hesabına konulan blokenin kaldırılması ve yapılan kesintilerin iadesi yönünde değerlendirmeler bulunmaktadır.

3) Pratikte nasıl çözülür? (en hızlı yol haritası)

1) Blokenin sebebini netleştirin (kritik): - Bloke bir icra dosyasından mı geliyor (icra müdürlüğü/bloke yazısı)? - Yoksa banka, kendi alacağı için kredi/ek hesap/kk borcu nedeniyle mi bloke koymuş?

2) Banka şubesine yazılı başvuru yapın:
Emekli maaş hesabındaki blokeyi kaldırmalarını, emekli maaşının 5510 m.93 gereği haczedilemeyeceğini belirtin. Bankadan gerekçeli yazılı cevap isteyin.

3) İcra dosyası kaynaklıysa:
Emekli maaşına yönelik haciz/bloke işlemi için icra dosyasında şikâyet/itiraz yoluna gidilerek haczin kaldırılması istenebilir (somut duruma göre icra hukuk mahkemesi süreci gündeme gelir).

4) Banka kendi alacağı için bloke koyduysa:
Birçok dosyada çözüm, bankaya karşı blokenin kaldırılması ve kesilen tutarların iadesi talepli dava (somut olaya göre görevli mahkeme/uyuşmazlık türü belirlenerek) açılmasıdır.

4) Hangi hallerde kesinti/haciz mümkün olabilir?

  • Nafaka borcu

  • SGK prim/alacakları (5510 m.88 kapsamında takip edilenler)

Bunların dışındaki borçlarda emekli maaşının haczi/blokesi kural olarak mümkün değildir.

5) Görüşme için

Dosyanızı netleştirmek için kısa bir ön bilgi yeterli olur. Emekli maaşını aldığınız bankayı, blokeyi koyan birimi (icra mı/banka mı), varsa icra dosya numarasını ve maaşın hangi tarihten beri çekilemediğini paylaşırsanız, izlenecek doğru yolu hızlıca belirleyebiliriz.

Saygılarımla,
Av. Asım Mavıoğlu

Soru : maaş haczi - Merhaba, borcum tek bir bankaya hem emekli maaşıma hem normal maaşıma aynı anda haciz gelebilirmi öncelikle normal maaşıma 1 ay sonra emekli maaşıma gelen hacizler mevcut ve emekli maaşıma yapılan haczin neden olduğunu toplam miktarını göremiyorum sadece 3 aydır kesinti oluyor . Hatalı bir işlem olabilirmi ? 2 maaşada haciz gelebilirmi bilgilerinizi rica ederim

Cevap :

Duruma göre iki maaşınıza da haciz/kesinti yapılması mümkün olabilir, ancak emekli maaşı bakımından çok önemli bir koruma vardır: Emekli maaşı, kural olarak haczedilemez. Emekli maaşından kesinti yapılabilmesi için genellikle istisna bir sebep veya geçerli muvafakat (onay) gerekir. Bu nedenle, anlattığınız olayda emekli maaşındaki kesinti yönünden hatalı işlem ihtimali ciddi şekilde araştırılmalıdır.

Aşağıdaki şekilde değerlendirmeniz gerekir:

1) Normal (çalışan) maaşına haciz gelebilir mi?

Evet. İşçi/çalışan maaşı, İcra ve İflas Kanunu’na göre kısmen haczedilebilir. Genellikle en az 1/4 oranında haciz uygulanır ve birden fazla haciz varsa sıraya alınır.

2) Emekli maaşına haciz gelebilir mi?

Genel kural: Hayır. 5510 sayılı Kanun’a göre emekli aylıkları, nafaka borcu ve SGK’nın tahsil ettiği bazı alacakları dışında haczedilemez. Ayrıca emekli maaşına haciz istenirse, borçlunun muvafakati yoksa icra müdürü talebi reddetmek zorundadır.

Bu nedenle emekli maaşınızdan kesinti şu hallerden biriyle açıklanabilir:

  • Nafaka borcu nedeniyle haciz,

  • SGK kaynaklı bir alacak (5510 m.88 kapsamında takip edilen alacaklar),

  • Ya da icra dosyasında takip kesinleştikten sonra verilmiş geçerli bir muvafakat (emekli maaşı haczine izin).

 

Bunlar yoksa, emekli maaşına yönelik kesinti/haciz hukuka aykırı olabilir.

3) “Aynı bankaya borç” olması, bankanın emekli maaşını otomatik kesebileceği anlamına gelir mi?

Hayır. Banka alacağı olsa bile, emekli maaşına ilişkin haczedilmezlik koruması “haciz, bloke, takas-mahsup, virman” gibi adlarla dolanılmamalıdır. Uygulamada banka hesabından yapılan kesinti de emekli maaşını fiilen haczetmek sonucunu doğuruyorsa hukuka aykırılık iddiası gündeme gelir.

4) Emekli maaşından 3 aydır kesinti var ama “sebep/toplam borç” görünmüyor: Ne yapmalısınız?

Bu durumda en doğru ve hızlı adımlar şunlardır:

1) Hangi icra dosyası?
Bankadan veya e-Devlet/UYAP üzerinden emekli maaşınıza ilişkin kesintinin bağlı olduğu icra dosya numarasını, alacaklıyı ve kesintinin dayanağını öğrenin.

2) Muvafakat var mı?
İcra dosyasında, emekli maaşı haczine ilişkin imzalı “muvafakat” (onay) belgesi olup olmadığını kontrol edin.
Yoksa, bu haciz işlemi 5510 m.93’e aykırı olabilir.

3) Nafaka/SGK borcu mu?
Kesinti nafaka veya SGK alacağı değilse, emekli maaşı haczi normalde mümkün değildir.

4) İcra müdürlüğünden dosya hesabı dökümü isteyin.
Toplam borç, faiz, masraf ve bugüne kadar yapılan tahsilat kalem kalem görülür.

5) Hatalı haciz varsa şikayet yolu
Emekli maaşına aykırı haciz/ kesinti varsa, icra mahkemesinde şikâyet ile kaldırılması istenebilir. Haczedilmezlik türü aykırılıklarda, şikâyet süresi bakımından çoğu durumda “süresiz şikâyet” yaklaşımı tartışılabilmektedir; somut dosyaya göre hareket edilmelidir.

5) İki maaşa aynı anda haciz olabilir mi?

  • Normal maaş: Evet, kısmen haczedilebilir.

  • Emekli maaşı: Ancak yukarıdaki istisnalar veya geçerli muvafakat varsa.

Dolayısıyla “iki maaşa da haciz geldi” olgusu tek başına imkânsız değildir; fakat emekli maaşı kesintisi yönünden dayanak mutlaka sorgulanmalıdır.

Saygılarımla,
Av. Asım Mavıoğlu

Soru : Banka hesabı açma - Bankalardan hesap açılışı yapamıyorum izin Verilmiyor eskiden olan bi olaydan dolayı hesap açılış yapamıyorum ne yapmam gerekiyor

Cevap :

Bankaların hesap açılışını reddetmesi tek bir sebebe dayanmaz; genellikle kimlik tespiti (KYC) / kara para aklama ile mücadele (AML) riskleri, çek yasağı / adli kayıtlar, icra-haciz süreçleri, sahtecilik-dolandırıcılık şüphesi, bankanın iç risk politikaları veya eksik/uyuşmayan kimlik-iletişim bilgileri gibi nedenlerle hesap açılışı yapılmayabilir. Bazı durumlarda banka, gerekçeyi ayrıntılı açıklamayabilir.

Aşağıdaki adımlar, uygulamada en hızlı sonuç alınan yoldur:

1) Önce “red sebebini” yazılı isteyin (en kritik adım)

  • Şubeden sözlü bilgiyle yetinmeyin.

  • Bankanın genel müdürlüğüne/çağrı merkezi şikayet hattına başvurarak:

- “Hesap açılışımın reddedilme sebebinin yazılı olarak bildirilmesini” - “Hangi evrak/işlem eksikse listelenmesini” isteyin.

Bankalar, müşterilerinin hizmetlerden doğan sorularına cevap verecek bir sistem kurmakla yükümlüdür:

 


BANKACILIK KANUNU (5411) – Madde 76 (Müşteri hakları)

 

Bankalar, müşterilerinin, verilen hizmetlerden kaynaklanan her türlü sorularına cevap verecek bir sistem kurmakla ve bu hizmetle ilgili bilgiyi müşterilerine bildirmekle yükümlüdür.

 

 

 

Not: Eğer bankanın ret nedeni “AML/şüpheli işlem” şüphesi ise, banka çoğu zaman bunu ayrıntılı anlatmaz; çünkü MASAK bildirimi gibi konularda gizlilik yükümlülüğü vardır (5549 sayılı Kanun m.4/2).

 

2) Kimlik ve vergi numarası/iletişim bilgilerinizin “tam ve uyumlu” olduğundan emin olun

Bankalar, kimliği ve vergi numarası belgelenmeyen kişiler adına hesap açamaz:

 


BANKACILIK KANUNU (5411) – Madde 76 (Kimlik ve vergi no belgeleme zorunluluğu)

 

Bankaların, kimliklerini ve vergi numaralarını belgelemeyen müşterileri adına mevduat, ... hesap açmaları ... yasaktır.

 

 

 

Ayrıca bankalar, işlemlerden önce kimlik tespiti yapmak zorundadır:

 


5549 sayılı Kanun – Madde 3 (Kimlik tespiti)

 

Yükümlüler ... işlem yapılmadan önce, işlem yapanlar ile nam veya hesaplarına işlem yapılanların kimliklerini tespit etmek ... zorundadır.

 

 

 

Pratikte şu uyumsuzluklar hesap açılışında sık engel çıkarır:

  • Adres/telefon bilgilerinin MERNİS ile uyumsuz olması,

  • Kimlik belgesinin geçerlilik/okunabilirlik sorunu,

  • Vatandaşlık/ikamet statüsü belgesinin eksikliği (yabancılarda),

  • Vergi numarası/TC kimlik doğrulama sorunları.

 

3) “Eski olay” çek yasağı / risk kaydı olabilir: kontrol edin

Eğer geçmişte:

  • Karşılıksız çek dosyası,

  • çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı,

  • bankacılıkta “yüksek risk” olarak değerlendirilen bir süreç

varsa, bazı bankalar hesap açılışını reddedebilir veya çok kısıtlı ürün tanıyabilir.

Çek yasağı gibi durumlarda, Risk Merkezi bildirimleri devreye girebilir (Çek Kanunu m.5’te bildirim mekanizması yer alır). Bu tip bir yasak varsa, önce yasağın kaldırılması/sonuçlarının temizlenmesi gerekir.

4) Banka “politika/prosedür” diyerek reddediyorsa: itiraz/şikayet kanalları

Uygulamada bankalar bazen “prosedür/politika gereği olağan dışı değerlendirme” gibi bir cevap verir:

 


T.C. İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
01ee-d14a-44c3-154f.txt

 

"Tarafımıza iletilen şikayet kaydınız incelenmiş olup, hesabınızdaki işlemler ... bankamız prosedür ve politikaları gereği olağan dışı değerlendirilmiştir"

 


Kaynak: T.C. İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

 

Bu durumda izlenecek sıra genellikle şöyledir:
1) Bankanın Genel Müdürlüğüne yazılı başvuru (ret gerekçesi + hangi şartla hesap açılacağı sorulsun)
2) Sonuç alınamazsa BDDK’ya şikayet (bankanın cevap vermemesi/standart dışı uygulaması açısından)
3) Bireysel (gerçek kişi) iseniz ve uyuşmazlık “bireysel bankacılık” kapsamında kalıyorsa, koşulları uygunsa TBB Bireysel Müşteri Hakem Heyeti yolu (önce bankaya yazılı başvuru yapılmış olmalı)

 

Önemli: TBB Hakem Heyeti, kural olarak “bireysel” başvuruları inceler; ticari/şirket hesapları farklı değerlendirilir.

 

5) Uygulamada “çözüm odaklı” alternatifler

  • Aynı bankada reddediliyorsanız farklı banka denemek çoğu zaman pratik çözümdür (her bankanın risk iştahı farklıdır).

  • Sadece maaş/SGK ödemesi için hesap gerekiyorsa, bankadan “temel bankacılık hizmeti / vadesiz hesap” gibi en basit ürünü talep edebilirsiniz.

  • “Bloke/haciz/borç” gibi bir sebeple hesap açılmıyorsa, borcun icra dosyası üzerinden yapılandırılması veya hacizlerin niteliğinin kontrolü gerekebilir.

6) Ne zaman dava düşünülür?

Banka hesabı açılmaması veya hesabın kapatılması/işlem yasağı gibi konular bazı dosyalarda ticaret mahkemelerinde (tarafların tacir olup olmamasına göre) veya tüketici/bireysel uyuşmazlık şeklinde yargıya taşınabilmektedir. Ancak dava açmadan önce mutlaka:

  • Bankaya yazılı başvuru,

  • Bankanın yazılı cevabı,

  • BDDK/TBB başvurusu

gibi idari ve alternatif yolların tüketilmesi pratikte daha doğru olur.

Saygılarımla,
Av. Asım Mavıoğlu

Soru : Maluliyet - Merhabalar uzman çavuş olarak görev yapmaktayım 14.07.2024 günü rahatsızlanarak ambulansla hastaneye kaldirildim. Kaldirildigim Hastane bana hastalığıyla ilgili olarak teşhis koymadan yapılan tehkikler sonucunda birşeyin yok diyerek gönderdi. Rahatsızlığın gün boyu devam etti. Akşam üzeri aşırı derecede rahatsiLaninca tekrardan başka bir hastaneye gittim ve burda yapılan tetkikler sonucu da aort damarimin yırtılmış olduğu tespit edildi. Beni acil olarak Diyarbakır Dicle üniversitesinde sevk ettiler. Burda basarili birsekilde ameliyatim yapıldı ve ölümden döndüm. Çok şükür. Sorum öncelikle şu 13.07.2024 günü gece çalışmış olduğum kurumda görevim gece 23.59 gibi bitti ve istirahate ayrıldık 14.07.2024. Günü gece 00.30 gibi .evime gittim. Eve gidince uyudum sabah uyandım. 9.50.gibi başıma bu olay geldi. Nöbetten çıkıp istirahate ayrıldıktan sonra başıma gelen rahatsizlanma olayım araisnda 8, 9 saatlik bir zaman var. Görevli olduğumuz zamanda rahatsızlığın belirtileri vardı. Ben bu olay başıma gelene kadar rahatsızlıktan kaynaklı olduğunu bilmiyordum. Demem o ki. Beni büyük ihtimalle malulen emekli yapacaklar. Bende vazife malulü sayılmaz mıyım sonuçta iş yerinde rahatsızlığım vardı ama bunda. Kaynaklı olduğunu rahatsiLaninca sonradan öğrendim. Yardımcı olursanız sevinirim

Cevap :

Bu tür olaylarda “adi malullük” ile “vazife malullüğü” arasındaki farkı belirleyen temel ölçüt şudur:

Vazife malullüğü için rahatsızlığın hem görevin yapıldığı sırada meydana gelmesi hem de görevin sebep ve etkisiyle (illiyet bağıyla) ortaya çıkması gerekir. Bu şartlar sağlanamazsa genellikle “adi malullük” gündeme gelir.

1) Sadece “görevdeyken belirti vardı” demek tek başına yeterli olmayabilir

Sizin olayınızda rahatsızlığın ağırlaşması/tespit edilmesi nöbetten sonra evde iken olmuş. Bu durum, otomatik olarak vazife malullüğünü dışlamaz; ancak SGK ve mahkemeler, vazife malullüğünde illiyet bağını (görev – rahatsızlık ilişkisi) çok önemser.

Uygulamada, şu iki husus ispatlandığında vazife malullüğü yönünde güçlü bir zemin oluşur:

  • Görev koşullarının (ağır efor, stres, eğitim/koşu, operasyon, gece nöbeti, uykusuzluk, ani efor vb.) rahatsızlığı tetiklediği veya hızlandırdığı,

  • Olayın görevle bağlantısının tıbben açıklanabildiği (kardiyoloji/kalp damar cerrahisi/adli tıp mütalaası).

 

2) Mevzuattaki çerçeve: Vazife malullüğü hangi hallerde kabul edilir?

Kamu görevlileri (4/1-c) için vazife malullüğü değerlendirmesi; görev sırasında veya görevle bağlantılı belirli hallerde meydana gelen malullük/hastalık için yapılır. Tebliğde sayılan haller (görev sırasında, görevlendirme, kurum menfaati, kurum taşıtıyla gidiş geliş, işyerindeki kaza vb.) bu çerçeveyi oluşturur.

Ayrıca bildirim süreleri ve belgeler önemlidir:

  • Kurumun olayı 15 iş günü içinde SGK’ya bildirmesi gerekir.

  • Vazife malullüğü tespitinde görev belgesi, olay tutanağı, tanık ifadeleri, adli/idarî tahkikat, sağlık kurulu raporu gibi belgeler istenir.

 

3) Sizin olayınız vazife malullüğü olabilir mi?

“Kesin vazife malullüğüdür” demek için dosya içeriğini ve sağlık kurul kararlarını görmek gerekir; ancak şu açıdan vazife malullüğü iddiası ileri sürülebilir:

  • Nöbetin bitiminden sonra 8-9 saat geçmiş olsa bile, rahatsızlığın başlangıcının görev esnasına dayandığı, nöbet/uykusuzluk/stres/efor gibi etkenlerin aort yırtılmasını tetiklediği veya hızlandırdığı iddia edilebilir.

  • Benzer nitelikte kardiyovasküler olaylarda Danıştay, “görev koşullarının sebep/etki” bağını bazen kabul edebilmektedir.

Örnek içtihatlarda, “görev koşullarının” hastalık/ölüm üzerinde sebep-efekt oluşturabileceği kabul edilmiştir:

  • Yoğun mesai ve stres bağlamında vazife malullüğü değerlendirmesi,

  • Görev kapsamında koşu/efor sonrası aort anevrizması tespiti gibi olaylarda görevin etkisi tartışılmıştır.

 

Bununla birlikte, bazı dosyalarda Adli Tıp raporları rahatsızlığın “idiopatik/doğal seyir” olduğunu belirtirse vazife malullüğü reddedilebilmektedir. Bu nedenle en kritik nokta tıbbi illiyetin güçlü kurulmasıdır.

4) Ne yapmalısınız? (en önemli pratik adımlar)

1) Olayın “görev bağlantısını” belgeleyin - Nöbet çizelgesi, görev emri, görev yoğunluğu, yapılan faaliyet (eğitim/koşu/efor/operasyon), mesai süresi, uykusuzluk vb. - Görev sırasında şikâyet/semptom olduysa: revir kaydı, amir bilgilendirme, arkadaş beyanı.

2) Sağlık dosyasını eksiksiz toparlayın
- İlk hastane acil başvurusu (ambulans çağrı kayıtları, triaj, muayene notları),
- İkinci hastanede “aort diseksiyonu/yırtılması” tanısı konan raporlar,
- Dicle Üniversitesi epikriz, ameliyat notu, yoğun bakım kayıtları,
- Kardiyoloji/KVC kontrol raporları.

3) Vazife malullüğü başvurusunu/işlemini takip edin
- Kurumunuzun SGK’ya sevk/bildirim yapıp yapmadığını kontrol edin.
- Vazife malullüğü tespiti için kurum evraklarının SGK’ya gönderilmesi aşaması çok kritiktir.

4) Karar “adi malullük” çıkarsa itiraz/dava yolu
- SGK “vazife malulü değildir” derse, dosyadaki tıbbi illiyet bağı güçlendirilerek (gerekirse Adli Tıp/üniversite heyeti raporu talebiyle) idari yargı ve/veya görevli yargı yolunda uyuşmazlık taşınabilir (somut statünüze göre yol değişebilir).

5) Önemli not

Vazife malullüğünde uygulama çoğu zaman şu soruda düğümlenir:

  • “Bu rahatsızlık görevin sebep ve etkisiyle mi meydana geldi, yoksa görevden bağımsız doğal/kişisel bir hastalık süreci mi?”

Bu sorunun cevabını belirleyen şey genellikle tıbbi raporların dili ve olayın görevle bağlantısını gösteren somut delillerdir.

Saygılarımla,
Av. Asım Mavıoğlu

Soru : Kısıtlının kredi çekmesi - Merhaba 2021 tarihinde savurganlik nedeniyle kısıtlanmıştır oğlum.kısıtlanma mahkeme kararı bankaya tebliğ edilmiş olup 2023 nisan ayında benden habersiz 70000 tl lik kredi çekmiş 2023 Eylül ayında ise vasilik iptal kararı için mahkemeye başvurmuş arada 3 4 ay kadar bankaya borcunu bir şekilde ödemeye çalışmış vasilik iptal davasında konuşurken bankaya borcu olduğunu öğrenip aynı borca itiraz etmek için bankaya gidiyorum banka müdürü gişe memurları ve bankadaki avukatlar 10 dakika içinde bütün hesaplarını kapattılar banka müdürü ve gişe memurlarina sorduğumuzda mahkeme kararı bankanın sisteminde kayıtlı denildi banka müdürü bir yanlışlık yapılmış dedi normalde kredi verilmemesi gerektiğini söyledi ve 10 15 dk gibi kısa bir süre içinde tüm hesapları kartlarına banka tarafından bloke konuldu şimdi banka 2021 yılında niye benim oğlumun bütün hesaplarını kapatmadı durduk yere oğlum tekrar borçlandı sonrası banka icra takibi başlattı itiraz ettim mahkememiz var bu mahkemenin sonucu ne olur yardımcı olursanız sevinirim

Cevap :

Anlattığınız olayda davanın sonucu; (i) oğlunuzun kısıtlılık kararının kredi tarihindeki geçerliliği, (ii) bankanın bu karardan haberdar olup olmadığı (tebliğ/sistem kaydı), (iii) oğlunuzun ayırt etme gücü ve krediden menfaat/ zenginleşme sağlanıp sağlanmadığı ve (iv) “dürüstlük kuralı / hakkın kötüye kullanılması” tartışmasına göre değişir. Ancak genel hukuki çerçeve şu şekildedir:

1) Kısıtlı kişinin vasi izni olmadan kredi çekmesi kural olarak geçersiz/askıda hükümsüzdür

Kısıtlı kişi ayırt etme gücüne sahip olsa bile, vasisinin açık/örtülü izni veya sonradan onaması yoksa, borç altına sokan işlem yönünden “geçersizlik/askıda hükümsüzlük” gündeme gelir.

Türk Medeni Kanunu’ndaki temel hükümler:

  • Savurganlık nedeniyle kısıtlama (TMK m.406)

  • Vasinin temsil yetkisi (TMK m.448)

  • Vasinin rızası/sonradan onama (TMK m.451)

  • Onamamanın sonuçları ve iade (TMK m.452)

Bu nedenle, vasi olarak sizin onayınız yoksa kredi sözleşmesinin bankaya karşı ileri sürülebilirliği ciddi biçimde tartışmalıdır.

2) Bankaya kısıtlılık kararı tebliğ edilmişse bankanın “iyi niyet” savunması zayıflar

Siz, kısıtlılık kararının bankaya tebliğ edildiğini söylüyorsunuz. Eğer gerçekten bankaya tebligat yapılmışsa veya banka sisteminde kayıtlıysa, bankanın “bilmiyordum/iyi niyetliyim” savunması genellikle kabul görmez.

Bu tip uyuşmazlıklarda Yargıtay kararlarında da, bankaya kısıtlılık bildirimine rağmen kredi kullandırılması bankanın özen yükümlülüğü bakımından eleştirilmektedir.

3) Buna rağmen oğlunuz tamamen “hiç borçlu olmaz” mı? (Önemli nüans)

Uygulamada mahkemeler çoğu kez şu ayrımı yapar:

  • Kredi sözleşmesi geçersiz/askıda hükümsüz olabilir (vasi onayı yoksa).

  • Ancak kısıtlı kişi kredi parasından gerçekten yararlanmışsa, bankanın yaptığı ödeme tamamen “boşa gitmiş” sayılmayabilir. Bu durumda banka, çoğu dosyada sözleşmeye dayanarak değil; sebepsiz zenginleşme/ iade mantığı ile, kısıtlının elinde kalan veya menfaatine harcanan kısım kadar alacak iddiasında bulunabilir.

TMK m.452’nin yaklaşımı da buna paraleldir: vasi onamadıysa taraflar verdiklerini geri isteyebilir; kısıtlı ise belirli ölçülerde (menfaatine harcanan / elinde kalan / kötüniyetle elden çıkarılan) sorumlu tutulabilir.

Yani mahkemenin olası senaryoları şunlar olabilir:

  • Tam ret: Bankanın tebligata rağmen işlem yaptığı, kısıtlılık amacını bertaraf ettiği ve kredinin menfaate harcandığını da ispatlayamadığı kanaatine varılırsa.

  • Kısmi kabul: Sözleşme hükümleri (faiz, masraf, komisyon vb.) uygulanmadan; sadece kısıtlının gerçekten yararlandığı “ana para/menfaat” kısmı esas alınabilir.

  • Hakkın kötüye kullanılması tartışması: Kısıtlı kişi uzun süre tam ehliyetli gibi davranıp ödeme yapıp sonra kısıtlılığını ileri sürüyorsa, bazı dosyalarda dürüstlük kuralı yönünden değerlendirme yapılabilmektedir. Bu değerlendirme somut olaya göre değişir (özellikle bankanın kısıtlılığı bildiği durumlarda bankanın pozisyonu zayıflar).

 

4) Bankanın “hesap kapatması / bloke koyması” meselesi

Bankanın kısıtlılık kararı sisteme düştüğünde risk gereği hesapları kısıtlaması/işlem yetkilerini sınırlaması uygulamada görülebilir. Ancak burada iki önemli ayrım vardır:

1) Banka, geçmişte neden kapatmadı?
Bankanın 2021’de hesapları kapatmaması tek başına krediyi “geçerli” hale getirmez. Banka, bildirim varken 2023’te kredi kullandırdıysa asıl hukuki sorun burada doğar.

2) Bloke/haciz var mı, hangi hesaba uygulanıyor?
Eğer bloke kısıtlılık nedeniyle “işlem kısıtı” ise; vasi aracılığıyla (vesayet makamı izinleriyle) bazı işlemler yapılabilir.
Eğer bloke icra/haciz kaynaklı ise, bu ayrıca icra hukuku bakımından değerlendirilir. (Özellikle maaş/SGK ödemeleri varsa ayrıca kontrol gerekir.)

5) “Mahkememiz var” dediğiniz dava büyük ihtimalle nedir?

İcra takibine itiraz ettiğinizi söylediğiniz için, bankanın açtığı/ açacağı dava genellikle:

  • İtirazın iptali davası (takibe devam için) veya

  • Siz açtıysanız menfi tespit (borçlu olmadığının tespiti) davası

olabilir.

Bu davada sizin açınızdan en kritik deliller şunlardır:

  • Kısıtlılık (vesayet) kararının kesinleşme tarihi ve kapsamı

  • Bankaya tebligat yapıldığına ilişkin tebliğ evrakı / müzekkere

  • Kredi sözleşmesi ve kredi kullandırım belgeleri

  • Paranın nereye gittiğini gösteren hesap hareketleri (ATM çekim, havale, POS vb.)

  • Sizin (vasi) onayınızın bulunmadığına dair durum (vesayet makamı izni/onayı yokluğu)

 

6) Pratik öneri: Davayı nasıl güçlendirirsiniz?

  • Bankaya tebliğ edilen vesayet yazısının tarihini ve içeriğini mutlaka dosyaya sunun.

  • “Vasi onayı yok” iddiasını açık şekilde kurun.

  • Bankanın tebligata rağmen kredi verdiğini ve bunun basiret/özen yükümlülüğüne aykırı olduğunu vurgulayın.

  • Mahkemenin, eğer bir iade/menfaat hesabı yapacaksa; kredinin tamamının değil, kısıtlının menfaatine harcanan/elde kalan kısmın tespitini bilirkişiyle yapmasını talep edin.

  • Bankanın “faiz/masraf/komisyon” gibi sözleşmesel kalemleri talep etmesine itiraz edin (sözleşme geçersizse bu kalemler çoğu dosyada tartışmalıdır).

Sonuç olarak: Bankaya kısıtlılık kararının tebliğli olduğu bir olayda, vasi onayı olmadan verilen kredide bankanın alacağının tamamını (faiz ve masraflarla) tahsil etmesi her zaman kolay değildir; mahkeme çoğu zaman kısıtlıyı koruyan yaklaşımı dikkate alır. Ancak krediden sağlanan gerçek menfaatin varlığına göre kısmi sorumluluk ihtimali de göz ardı edilmemelidir.

Saygılarımla,
Av. Asım Mavıoğlu

Soru : Ticari taksi ecrimisil davasi - Efendim iyi günler diliyorum bizim bir ticari taksimiz var bunun için ecrimisil davası açtik 2020 yılı 2024 yılı arası efem bizim elimize ne kadar para geçer şimdiden teşekkür ederim

Cevap :

Ecrimisil (haksız işgal tazminatı) davalarında “şu kadar çıkar” diye dosyayı görmeden net rakam söylemek mümkün değildir. Çünkü mahkeme, ecrimisil miktarını çoğunlukla bilirkişi incelemesiyle belirler ve hesap; işgal süresi, ticari taksinin günlük/aylık getirisi, emsal kira/işletme hakkı bedelleri ve dönemsel artışlara göre yapılır.

Ancak genel çerçeve şu şekildedir:

1) Ecrimisil nasıl hesaplanır?

Yargıtay uygulamasında ecrimisil:

  • En az “asgari kira bedeli”,

  • En çok “tam kâr mahrumiyeti (gelir kaybı)” olarak değerlendirilir.

Ticari taksi gibi gelir getirici bir hakta hesap genellikle işletme gelirine / emsal bedellere dayanır.

2) 2020–2024 dönemi için hangi yöntem izlenir?

Uygulamada bilirkişiler genellikle:

  • İlk dönem için (ör. 2020) emsal üzerinden bir aylık bedel belirler,

  • Sonraki yıllarda bu bedeli ÜFE/TEFE artışları veya dosyadaki somut emsallere göre artırarak devam eder.

3) Faiz nasıl işler?

Ecrimisilde faiz çoğunlukla:

  • Her yıl/alt dönem için hesaplanan miktara, dönem sonundan itibaren kademeli yasal faiz şeklinde yürütülür.

Bu da “elimize geçecek para” hesabını artıran önemli bir kalemdir.

4) Dosyanızda miktarı belirleyecek kritik bilgiler

Size yaklaşık bir aralık söyleyebilmem için şu bilgiler şarttır:

  • Ecrimisil konusu “taksi plakası/hat hakkı/işletme hakkı” mı, yoksa “araç” mı?

  • Davalı bu taksiyi fiilen çalıştırdı mı, çalıştırdıysa günlük/aylık ciroya dair veri var mı?

  • 2020–2024 arası kesintisiz işgal var mı, yoksa aralarda teslim/boş günler var mı?

  • Dava dilekçesinde talep “emsal kira/işletme bedeli” mi yoksa “gelir kaybı (kâr mahrumiyeti)” mi?

  • Mahkeme bilirkişi raporu aldı mı, raporda çıkan “aylık bedel” kaç TL?

Bu bilgiler olmadan en doğru cevap şu olur: Ecrimisil tutarı bilirkişi raporuyla netleşir; ticari takside hesap emsal/gelir üzerinden yapılır ve faiz çoğunlukla dönem sonlarından itibaren kademeli yürütülür.

Saygılarımla,
Av. Asım Mavıoğlu

Soru : İcra - Merhaba bir konuda sizden bilgi almak istiyorum kiracımla iki yıl önce yapılmış bir sözleşme var tahliye taahhütnamesini icraya vermek için bu senenin kontrat bitim tarihini beklemek zorundamıyım yoksa tahliye taahhütnamesini istediğim zaman icra kanalına başvurabilirmiyim

Cevap :

Tahliye taahhütnamesine dayanarak icraya başvuru, kira kontratının bitimine bağlı değildir; esas olan tahliye taahhütnamesinde yazan “boşaltma (tahliye) tarihi”dir.

Şu kurallar kritik:

1) Taahhütte yazan tahliye tarihinden ÖNCE icraya veremezsiniz

Tahliye taahhüdüne dayalı takip/dava, taahhüt edilen tahliye tarihi geldikten sonra yapılabilir. Tahliye tarihi gelmeden icraya başvurulursa, takip usulen sorunlu olur.

2) Tahliye tarihinden itibaren 1 AY içinde icraya vermeniz gerekir (hak düşürücü süre)

Kiracı, yazılı tahliye taahhüdüne rağmen çıkmazsa; kiraya veren, taahhüt tarihinden başlayarak 1 ay içinde:

  • ya icra takibi başlatmalı,

  • ya da tahliye davası açmalıdır.

Bu 1 aylık süre geçirilirse, tahliye taahhütnamesi bu yol bakımından etkisini kaybeder.

 


Türk Borçlar Kanunu (6098) m.352/1

 

Kiracı, kiralananın teslim edilmesinden sonra, kiraya verene karşı, kiralananı belli bir tarihte boşaltmayı yazılı olarak üstlendiği hâlde boşaltmamışsa kiraya veren, kira sözleşmesini bu tarihten başlayarak bir ay içinde icraya başvurmak veya dava açmak suretiyle sona erdirebilir.

 

 

3) “Kontrat bitimi” ile “taahhütteki tahliye tarihi” farklı olabilir

  • Taahhütnamede tahliye tarihi kontrat bitiminden sonra ise: Kontrat bitimini değil, taahhütteki tarihi bekleyeceksiniz.

  • Taahhütnamede tahliye tarihi kontrat bitiminden önce yazılmışsa: Esas olan yine taahhütteki tarih; ancak taahhütnamenin geçerliliği (özellikle teslimden sonra alınmış olması gibi) ayrıca tartışılabilir.

4) Taahhütnamenin geçerliliği için en önemli pratik şart

Tahliye taahhütnamesi kural olarak kiralananın tesliminden sonra alınmış olmalıdır. Teslimle aynı gün/teslimden önce baskıyla alınan taahhütlerde geçersizlik iddialarıyla sık karşılaşılır (somut olaya göre değerlendirilir).

5) Sonuç olarak ne yapmalısınız?

  • Taahhütnamedeki tahliye tarihi henüz gelmediyse: beklemelisiniz.

  • Tahliye tarihi geldiyse: 1 ayı geçirmeden tahliye taahhüdüne dayalı icra takibi başlatmanız gerekir.

  • Eğer taahhüt tarihi çoktan geçti ve 1 ay da aşıldıysa: Aynı taahhütle icra yoluna gitmek risklidir; başka tahliye sebepleri (ihtiyaç, kira bedeli ödenmemesi, iki haklı ihtar, vb.) ayrıca değerlendirilmelidir.

Saygılarımla,
Av. Asım Mavıoğlu

Soru : Babadan oğula geçen tapu - Merhabalar babadan oğula geçen tapu boşanma durumunda paylaşılma durumu varmıdır

Cevap :

Genel kural olarak babadan oğula miras yoluyla geçen taşınmaz (tapu), boşanmada mal paylaşımında paylaşılmaz; çünkü miras yoluyla edinilen mallar, yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminde kişisel mal kabul edilir. Kişisel mallar ise kural olarak mal rejimi tasfiyesinde diğer eşle “yarı yarıya paylaşım” hesabına girmez.

Bu konuda Yargıtay’ın yerleşik uygulaması nettir: Miras yoluyla gelen taşınmaz kişisel maldır, diğer eş lehine katılma alacağı doğurmaz.

Ancak 3 önemli istisna/nuans vardır:

1) Miras kalan taşınmaz “kişisel maldır”; ama evlilik içinde bu mala ciddi katkı varsa “değer artış payı” doğabilir

Eşlerden biri, diğer eşin kişisel malına (miras kalan ev/arsa gibi) para harcayarak katkıda bulunduysa (ör. tadilat, kredi ödemesi, iyileştirme), boşanmada bu katkı için değer artış payı alacağı gündeme gelebilir. Yani tapu yine mirasçı eşte kalır; fakat diğer eş katkısı oranında para alacağı isteyebilir.

2) Miras kalan taşınmazın “kira geliri” gibi gelirleri kural olarak edinilmiş mal sayılabilir

Miras kalan taşınmaz kişisel mal olsa da, o taşınmazdan elde edilen kira geliri gibi “gelirler” çoğu durumda edinilmiş mal/ortak hesaplamaya konu olabilecek niteliktedir (somut olaya göre değerlendirilir).

3) Miras kalan taşınmaz satılıp yerine başka taşınmaz alındıysa “ikame değer” tartışması olur

Miras kalan taşınmaz satılarak evlilik içinde yeni bir ev/arsa alındıysa, yeni taşınmazın kaynağı ispatlanabildiği ölçüde kişisel mal sayılabilir. Ancak kaynak ispatlanamazsa, kanundaki karine nedeniyle edinilmiş mal kabul edilmesi riski doğabilir.

Sonuç olarak: Babadan oğula mirasla geçen tapu kural olarak boşanmada paylaşılmaz; fakat diğer eşin somut katkısı/gelirler/ikame değer gibi durumlar varsa para alacağı gündeme gelebilir.

Saygılarımla,
Av. Asım Mavıoğlu

Soru : Evlilik ve Mal paylasimi - Devam Eden evlilikte eşlerden birisi evlilik içinde kazanan malardan imtina ede bilirmi? Bunun resmi prosedür yolu ne ?

Cevap :

Evet, eşler devam eden evlilik içinde mal rejiminden doğan hakları bakımından bazı düzenlemeler yapabilir; ancak “vazgeçme/imtina” işlemi sözlü beyanla veya sıradan bir yazılı kağıtla güvenli şekilde kurulamaz. Resmî yol, çoğu durumda mal rejimi sözleşmesi (noterde) yapmaktır.

Aşağıdaki ayrımları bilmek gerekir:

1) “Evlilikte kazanılan mallardan vazgeçme” ne demek?

Eşler arasında yasal mal rejimi kural olarak edinilmiş mallara katılma rejimidir. Bu rejimde evlilik sürerken mallar kimin adına ise onun mülkiyetinde kalır; paylaşım, genellikle boşanma/ölümle mal rejimi sona erdiğinde “alacak” şeklinde gündeme gelir.

Bu nedenle “evlilik devam ederken vazgeçme” genellikle şu anlama gelir:

  • Boşanma/ölüm halinde ortaya çıkabilecek katılma alacağı gibi hakların azaltılması/kaldırılması,

  • Ya da yasal rejimi tamamen değiştirip mal ayrılığı gibi başka bir rejime geçilmesi.

 

2) Resmî prosedür: Mal rejimi sözleşmesi (noterde)

Eşler, evlenmeden önce veya evlendikten sonra mal rejimi sözleşmesi yapabilir. Bu sözleşme ile kanunda sayılan mal rejimlerinden birini seçebilir, kaldırabilir veya değiştirebilirler.

Kanuni dayanak:

  • Mal rejiminin türü ve sözleşme serbestisi:

  • Sözleşmenin zamanı ve içeriği:

  • Sözleşmenin şekli:

 


Türk Medenî Kanunu (4721) – Madde 202, 203, 205

 

Madde 202 :
Eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır. Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kanunda belirlenen diğer rejimlerden birini kabul edebilirler.

Madde 203- Mal rejimi sözleşmesi, evlenmeden önce veya sonra yapılabilir. Taraflar, istedikleri mal rejimini ancak kanunda yazılı sınırlar içinde seçebilir, kaldırabilir veya değiştirebilirler.

Madde 205- Mal rejimi sözleşmesi, noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılır. Ancak, taraflar evlenme başvurusu sırasında hangi mal rejimini seçtiklerini yazılı olarak da bildirebilirler. Mal rejimi sözleşmesinin taraflarca ve gerektiğinde yasal temsilcilerince imzalanması zorunludur.

 

 

Pratikte en net çözüm: Eşler notere gidip “mal ayrılığı rejimine geçiş” veya kanunun izin verdiği kapsamda mal rejimi hükümlerini değiştiren bir sözleşme yapar.

3) Sözleşme geçmişe dönük değil, kural olarak ileriye etkili sonuç doğurur

Evlilik devam ederken yapılan mal rejimi sözleşmeleri bakımından uygulamada çok önemli bir ilke vardır: Eşler, sonradan yaptıkları sözleşmeyle çoğu kez geçmişe etkili bir şekilde (evlilik başından itibaren) farklı bir mal rejimi seçemez; sözleşmeler ileri etkili sonuç doğurur.

Bu husus Yargıtay uygulamasında açıkça vurgulanmaktadır:

 

 

  1. Hukuk Dairesi 2016/13151 E. , 2017/7920 K.

 

 

Söz konusu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde; eşlerin geçmişe etkili olarak mal ortaklığı rejimini seçemeyecekleri açıktır... Edinilmiş mallara katılma rejimi dışındaki diğer mal rejimlerinin benimsenmesine ilişkin sonradan yapılan sözleşmeler; ancak ileriye etkili olarak geçerli olur ve yapıldığı tarihten sonraki dönem için sonuç doğurur.

 

 

Kaynak: 8. Hukuk Dairesi 2016/13151 E. , 2017/7920 K.

4) “Ben tek taraflı vazgeçtim” demek genellikle yeterli olmaz

Mal rejimi hakları iki tarafı ilgilendirir. Bu nedenle:

  • Tek taraflı “vazgeçtim” beyanı çoğu zaman hukuken güvenli değildir.

  • Noterde yapılmayan, şekle aykırı düzenlemeler geçersizlik riski taşır.

  • Ayrıca evlilik devam ederken, mal rejimi tasfiyesi henüz doğmadığından “ileride doğacak alacaktan vazgeçme” başlığı uygulamada sık tartışma doğurur.

Bu nedenle en doğru ve güvenli yol, eşlerin karşılıklı iradeleriyle noterde mal rejimi sözleşmesi yapmasıdır.

5) Sadece “mal paylaşımı” değil, “tasarrufları koruma” ihtiyacı varsa: Mahkeme kararıyla sınırlama da mümkün

Sorununuz “eşim malları kaçırıyor, satıyor” gibi bir riskle ilgiliyse, sadece mal rejimi sözleşmesi değil, ayrıca mahkemeden tasarruf yetkisinin sınırlandırılması da istenebilir.

 


Türk Medenî Kanunu (4721) – Madde 199

 

Madde 199 :
Ailenin ekonomik varlığının korunması veya evlilik birliğinden doğan malî bir yükümlülüğün yerine getirilmesi gerektirdiği ölçüde, eşlerden birinin istemi üzerine hâkim, belirleyeceği malvarlığı değerleriyle ilgili tasarrufların ancak onun rızasıyla yapılabileceğine karar verebilir... Hâkim bu durumda gerekli önlemleri alır... taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisini kaldırırsa, re'sen durumun tapu kütüğüne şerhedilmesine karar verir.

 

 

 

6) Özet prosedür (adım adım)

1) Önce mevcut durum tespit edilir: Evlilik tarihi, daha önce mal rejimi sözleşmesi var mı, hangi rejim uygulanıyor? 2) Hedef belirlenir: - Mal ayrılığına geçiş mi isteniyor? - Belirli malların kişisel mal sayılması mı isteniyor? - Gelirlerin edinilmiş mala girmemesi gibi özel düzenleme mi isteniyor? 3) Noterde mal rejimi sözleşmesi yapılır (TMK m.205). 4) Risk varsa ek olarak aile mahkemesinde TMK m.199 kapsamında tasarrufların sınırlandırılması talep edilir.

Saygılarımla,
Av. Asım Mavıoğlu

Soru : boşanmada mal paylaşımı - 1991 yılında evlendim 1992 yılında babam ile ortak bir ev aldık 2008 yılında babam evdeki hisseme karşılık bana 5 adet bağ verdi tarampa ettik tapu kayıtlarındada aynı yazıyor tarampa diye şuanda eşimboşanma davası açtı bana ve bu 5 bağın yarısını istiyor bunu alabilirmi benden tşk ler saygılar

Cevap :

Genel çerçevede, anlattığınız olayda eşinizin “5 bağın yarısı”nı otomatik olarak alması kural olarak mümkün değildir. Çünkü sizin durumunuzda güçlü bir ihtimalle şu hukuki sonuç doğar:

  • 1992’de babanızla aldığınız evdeki sizin hisseniz, 01.01.2002’den önceki dönemde (eski sistemde) edinildiği için uygulamada çoğunlukla kişisel mal kabul edilir.

  • 2008’de bu hissenizi verip karşılığında 5 bağ almanız ise, “kişisel malın yerine geçen değer” (ikame) niteliğinde olduğundan, 5 bağın da kişisel mal sayılması kuvvetle muhtemeldir.

Bu nedenle eşinizin “yarısını istiyorum” talebi, çoğu dosyada katılma alacağına konu edilemeyen bir kişisel mal iddiasıyla karşılanır.

1) Neden kişisel mal sayılabilir? (İkame / yerine geçen değer)

Türk Medenî Kanunu’na göre kişisel mal yerine geçen değerler de kişisel maldır.

 


Türk Medenî Kanunu (4721) m.220 – Kişisel mallar

 

Madde 220- Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır:
...

  1. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri,


...

  1. Kişisel mallar yerine geçen değerler.

 

 

 

Sizin anlatımınıza göre 5 bağ, “babaya verilen ev hissesi”nin karşılığı olarak trampa ile alınmış. Eğer gerçekten trampa/satım bedeli “sizin kişisel malınız olan ev hissesi” ise, 5 bağ kişisel mal yerine geçen değer sayılabilir.

2) Eşiniz hiçbir şey talep edemez mi? (Önemli istisnalar)

Eşinizin “yarısını tapudan alma” şeklinde bir hakka sahip olması genellikle söz konusu olmaz; ancak bazı istisnai alacak ihtimalleri doğabilir:

A) Bağları alırken ev hisseniz dışında “ek para” ödendi mi?

  • Trampa işleminde, ev hisseniz yetmeyip üstüne evlilik içi gelirlerle (maaş, birikim, kredi) ödeme yapıldıysa; bu ek kısım “edinilmiş mal”dan karşılandığı için eşiniz, bu ek kısım yönünden katılma alacağı / değer artış payı tartışması açabilir.

 

B) Bağlara evlilik içinde ciddi bir yatırım/iyileştirme yapıldı mı?

  • Bağların tel çevirme, sulama sistemi, tesis, bağ evi, büyük tadilat vb. masrafları evlilik içinde “edinilmiş mal” kaynaklarıyla yapıldıysa, eşiniz bunlar için katkı / değer artış payı iddiasında bulunabilir.

 

C) Bağlardan elde edilen gelirler (ürün/kira) aile ekonomisine girdi mi?

  • Kişisel malın kendisi paylaşılmasa da, bazı senaryolarda “gelir” kalemleri (somut olaya göre) farklı değerlendirmelere konu edilebilir. Bu noktada dosyanın mali kayıtları önemlidir.

 

3) İspat yükü ve deliller: Tapuda “trampa” yazması avantajdır ama tek başına yetmez

Kanunen malların edinilmiş mal sayılması yönünde bir karine vardır; kişisel mal iddiası güçlendirilmelidir.

 


Türk Medenî Kanunu (4721) m.222 – İspat

 

Madde 222 :
...
Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir.

 

 

Bu nedenle, siz (davacı/ davalı durumuna göre) şu belgelerle “ikame” ilişkisini somutlaştırmalısınız:

  • 1992’de alınan evin tapu kaydı (babanızla pay oranı, sizin payınız)

  • 2008 trampaya ilişkin tapu işlem dosyası (trampa şerhi, değer/beyan, varsa resmi senet)

  • Trampa sırasında nakit fark ödemesi yapılıp yapılmadığı (banka dekontu / resmi senet)

  • Bağlara sonradan yapılan masraflar varsa bunların kaynağı (kimin ödediği)

 

4) Mal rejiminin sona erdiği tarih ve hesap dönemi

Boşanmada mal rejimi, kural olarak boşanma davasının açıldığı tarihte sona erer. Bu tarih, hangi gelir/ödeme/iyileştirme kalemlerinin hesaba girip girmeyeceği açısından önemlidir.

 


Türk Medenî Kanunu (4721) m.225 – Sona erme anı

 

Madde 225 :
... Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine ... karar verilmesi hâllerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer.

 

 

5) Uygulamadaki yaklaşım: Ayni hak değil “alacak” tartışması

Eş, diğer eşin malı üzerinde doğrudan “tapu yarısı” istemekten ziyade çoğu zaman katılma alacağı / katkı gibi parasal alacaklar talep eder. (Somut dava dilekçesinin talep sonucuna göre netleştirilmelidir.)

Ayrıca aile içi devirlerde “satış gibi gösterilse bile bağış sayılabilir” yönünde Yargıtay’ın fiili karine yaklaşımı vardır. Sizin olayınız “baba-oğul trampa” olduğu için her dosyada birebir aynı uygulanmaz; ancak babadan gelen malvarlığı değerlerinin çoğu senaryoda kişisel mal kapsamında değerlendirilmesi bakımından genel çerçeveyi destekler:

 

 

  1. Hukuk Dairesi 2022/8301 E. , 2023/6135 K.

 

 

... eşlerden birinin anne veya babalarından gelen mallar söz konusu olduğunda satış gösterilse dahi bağış olarak değerlendirileceği, hayatın olağan akışına göre fiili karine olarak bağış kabul edildiği ... taşınmazın ... kişisel malı olduğu ...

 

 

Kaynak: 2. Hukuk Dairesi 2022/8301 E. , 2023/6135 K.

 

Ne yapmalısınız? (Kısa yol haritası)

1) Eşinizin açtığı davada talep ne? “Tapu iptali/tescil mi” yoksa “katılma alacağı mı?” 2) 2008 trampada nakit fark ödenip ödenmediğini belgeleyin (ödenmediyse kişisel mal iddiası güçlenir). 3) Bağlara evlilik içinde yapılan masraflar varsa bunların kim tarafından ve hangi parayla yapıldığını ayırın. 4) Gerekirse mal rejimi tasfiyesinde uzman bir avukatla savunmayı “ikame/kişisel mal + varsa katkı iddiasının sınırlandırılması” şeklinde kurun.

Saygılarımla,
Av. Asım Mavıoğlu

Soru : Alacak verecek - 1 hafta once babami kaybettik...haftasi dolmadan birisi ihtiyati haciz koymustur..babamin varislerine yani bizlere...bixim hic birseyden haberimiz yok....ve babamin boyle bir borcu da yok.. sahis mal ve4digini soyluyor..ama ne fis ne fatura hic birsey yok...ve babamin olumunun haftasi gecmeden islem baslatior

Cevap :

Öncelikle başınız sağ olsun. Bu tür durumlarda “ihtiyati haciz” kararı çoğu zaman mahkemeden hızlı alınan geçici bir tedbirdir ve kesin borç var demek değildir. Ancak mirasçılara yönelik alınmışsa, kısa süre içinde doğru itiraz/başvuru yapılmazsa haciz etkisini sürdürür.

Aşağıdaki hukuki çerçeve ve adımlar önemlidir:

1) Mirasçılar, ölümle birlikte mirası (ve borçları) kural olarak kazanır

Türk Medenî Kanunu’na göre mirasçılar, mirasbırakanın ölümü ile mirası ve borçları kural olarak kazanır; tereke borçlarından da sorumluluk gündeme gelebilir.

 


TÜRK MEDENİ KANUNU m.599

 

Mirasçılar, mirasbırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak, kanun gereğince kazanırlar... ve mirasbırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olurlar.

 

 

 

Ayrıca birden fazla mirasçı varsa tereke borçlarından müteselsil sorumluluk gündeme gelir:

 


TÜRK MEDENİ KANUNU m.641

 

Mirasçılar, tereke borçlarından müteselsilen sorumludurlar.

 

 

2) Ama mirası reddetme hakkınız vardır (ve bazı hallerde miras reddedilmiş sayılır)

Mirasçılar mirası reddedebilir. Ayrıca murisin ödeme güçsüzlüğü açıkça belli ise miras “reddedilmiş sayılabilir”.

 


TÜRK MEDENİ KANUNU m.605

 

Yasal ve atanmış mirasçılar mirası reddedebilirler. Ölümü tarihinde mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır.

 

 

 

Pratik not: “Borç yok” diyorsanız zaten hedef “borca itiraz / haczi kaldırma”dır. Ama borç sonradan ortaya çıkabilir endişesi varsa mirasın reddi veya tereke işlemleri ayrıca değerlendirilir.

 

3) İhtiyati haciz nasıl alınır, neden bu kadar hızlı olur?

İhtiyati haciz, alacaklının mahkemeden aldığı geçici bir koruma kararırdır. Alacaklı, alacağın varlığı ve (gerekirse) haciz sebebi hakkında mahkemeyi “kanaat getirecek delillerle” ikna etmek zorundadır.

 


İCRA VE İFLAS KANUNU m.257

 

Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun ... mallarını ... ihtiyaten haczettirebilir...

 

 

4) En önemli hak: İhtiyati hacze 7 gün içinde itiraz edebilirsiniz

İhtiyati hacze itiraz süresi çok kısadır. İİK m.265’e göre, borçlu (ve menfaati ihlal edilen üçüncü kişi) ihtiyati hacze 7 gün içinde itiraz edebilir. Mirasçıların, “menfaati ihlal edilen üçüncü kişi” sıfatıyla da itiraz imkânı uygulamada kullanılabilmektedir.

 


İCRA VE İFLAS KANUNU m.265

 

Borçlu ... ihtiyatî haczin dayandığı sebeplere, mahkemenin yetkisine ve teminata karşı ... yedi gün içinde mahkemeye müracaatla itiraz edebilir.
Menfaati ihlâl edilen üçüncü kişiler de ihtiyatî haczi öğrendiği tarihten itibaren yedi gün içinde ... itiraz edebilir.

 

 

Ne demek bu?

  • “Fiş/fatura yok, borç yok” itirazı esasen alacağın esasına ilişkindir; ihtiyati hacizde itiraz sebepleri sınırlı olduğundan, çoğu dosyada ayrıca borca ilişkin ayrı bir dava/itiraz stratejisi de gerekir.

  • Ancak ihtiyati hacizde; haczin şartları yok, yetkisiz mahkeme, teminat/teminatsızlık, delil yetersizliği gibi başlıklardan güçlü itiraz yapılabilir.

 

5) Teminat göstererek ihtiyati haczin kaldırılmasını istemek de mümkündür

Eğer hızlı bir şekilde blokeyi kaldırmanız gerekiyorsa, borçlu sıfatıyla teminat göstererek ihtiyati haczin kaldırılmasını isteyebilirsiniz.

 


İCRA VE İFLAS KANUNU m.266

 

Borçlu, para veya mahkemece kabul edilecek rehin ... veya muteber bir banka kefaleti göstermek şartı ile ihtiyati haczin kaldırılmasını ... istiyebilir.

 

 

6) “Mirasın reddi/tereke tespiti var, o halde mirasçıya haciz konulamaz” savunması her zaman otomatik kabul edilmez

Uygulamada alacaklılar, mirasçılara karşı ihtiyati haciz isteyebilmektedir. Bazı Yargıtay kararlarında; mirasın reddine ilişkin kesin bir karar/ilam sunulmadıkça, sırf “dava açıldı / tereke tespiti var” denilerek ihtiyati haczin kaldırılmasının doğru olmayabileceği görülmektedir.

 

 

  1. Hukuk Dairesi 2016/8706 E. , 2016/7356 K.


012a-5e59-b4df-13d4.txt

 

... ihtiyati haczin bono borçlusu olarak ölenin tüm mirasçılarına yönlendirildiği, mirastan red kararı bulunmadığı, sadece açılmış bir dava bulunduğu, bu davanın mirasın reddinin kabulü anlamına gelmeyeceği gerekçesiyle itirazın reddine karar verilmiştir.

 

 

Kaynak: 11. Hukuk Dairesi 2016/8706 E. , 2016/7356 K.

 

Bu nedenle, “babamın borcu yok” yaklaşımı doğru olsa da, ihtiyati haczi kaldırmak için usulüne uygun ve süreli itirazı kaçırmamak gerekir.

 

---

Siz ne yapmalısınız? (Hızlı ve uygulanabilir yol haritası)

1) Hangi mahkeme ihtiyati hacze karar verdi?
Karar numarasını, tarihini, alacaklıyı ve istenen tutarı öğrenin (icra dosyası/mahkeme kararı).

2) İhtiyati haczi ne zaman öğrendiniz?
Öğrendiğiniz tarihten itibaren 7 gün içinde (İİK m.265) ihtiyati hacze itiraz dilekçesi verin.

3) İtirazda kullanılabilecek temel başlıklar (somut olaya göre):
- Alacak “mal verdim” iddiasına dayanıyor ama yeterli belge yok → mahkemenin “kanaat” şartı yönünden tartışma
- Borcun muacceliyeti / hesaplanması belirsiz
- Yetki itirazı (kararı veren mahkeme yetkili mi?)
- Teminat konusu (alacaklıdan teminat alınmış mı / teminat yeterli mi?)

4) Alacağın esasına ilişkin savunma için ayrıca strateji kurun
İhtiyati haciz itirazı “sınırlı” bir yoldur. Borç gerçekten yoksa; dayanak belge (fiş, fatura, sevk irsaliyesi, sözleşme, senet vs.) bulunmadığı vurgulanarak borca esas savunma ayrıca yürütülmelidir.

5) Mirasçılık belgesini (veraset ilamı) çıkarın
Hem icra/mahkeme işlemlerinde doğru taraf olmayı sağlar, hem de yanlış kişilere işlem yapılmışsa itiraz zemini oluşturur.

 


TÜRK MEDENİ KANUNU m.598

 

Başvurusu üzerine yasal mirasçı oldukları belirlenenlere, sulh mahkemesince veya noterlikçe mirasçılık sıfatlarını gösteren bir belge verilir.

 

 

6) Acil ihtiyaç varsa: teminatla kaldırma seçeneğini değerlendirin (İİK m.266)

 

Saygılarımla,
Av. Asım Mavıoğlu

Soru : kredi kartı harcamasının nafaka ya çevrilmesi - eski eşime 5 ay önce şahsi kredi kartımı verdim harcamalarını ordan yapıyor şuan güncel limiti olan kartımın limiti 0 olup kullandığı limitin nafaka borcum olarak dilekçe almak istiyorum. sizden ricam bu duruma uygun dilekçe örneğiniz varmı

Cevap :

Bu konuda en önemli nokta şudur: Kredi kartı ile yapılan harcamaları tek taraflı olarak “nafaka ödemesi”ne çevirmek (nafakaya mahsup ettirmek) genellikle mümkün değildir. Uygulamada mahkemeler ve Yargıtay, nafaka borcunun ödendiğinin açık ve tartışmasız şekilde ispatlanmasını arar.

Özellikle Yargıtay, “kart verildi – alışveriş yapıldı” türü harcamaları, nafakaya mahsup edilebilmesi için açık bir anlaşma/şerh yoksa çoğu kez “nafaka yerine geçen ödeme” olarak kabul etmemektedir.

1) Neden tek başına “kart harcaması = nafaka” sayılmıyor?

  • Nafaka ödemelerinde, ödemenin nafaka için yapıldığının açıkça anlaşılması beklenir.

  • Kredi kartı borcu/harcama açıklaması ile yapılan ödemeler veya kartla yapılan harcamalar, alacaklı tarafından kabul edilmezse nafaka ödemesi sayılmayabilir.

Bu yaklaşım, Yargıtay içtihatlarında net biçimde görülür:

 


Hukuk Genel Kurulu 2021/581 E. , 2022/1254 K.

Bir ödeme belgesinde ne için ödendiğine dair bir açıklama var ise, ödemenin o iş için yapıldığının kabulü gerekir.
Kredi kartı borç açıklaması ile yapılan ödeme, alacaklı tarafından kabul edilmediği takdirde nafaka ödemesi olarak kabul edilemez

 


Kaynak: Hukuk Genel Kurulu 2021/581 E. , 2022/1254 K.

 

 

 

  1. Hukuk Dairesi 2012/14968 E. , 2013/3746 K.

 

 

... alacaklının banka hesabına yapılan ödemelerin ... nafakaya mahsup edilmesi doğru ise de, borçlu tarafından açıkça alacaklının taşıt kredisi ve kredi kartı borçları için yapıldığını belirttiği ödemeler nafaka borcuna mahsup edilemez

 


Kaynak: 8. Hukuk Dairesi 2012/14968 E. , 2013/3746 K.

 

 

 

  1. Hukuk Dairesi 2015/11584 E. , 2016/8165 K.

 

 

... davacı tarafından, davalıya verdiği kooperatif kartı ile davalının bir kısım harcamalar yaptığı ve bu harcamaların nafaka alacağından mahsup edilmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de yapılan harcamaların, nafakaya mahsuben yapıldığına dair açıklama bulunmadan nafakaya mahsuben yapıldığı kabul edilemez ... yapılan bu ödemeler ahlaki bir görevin yerine getirilmesi niteliğindedir

 


Kaynak: 3. Hukuk Dairesi 2015/11584 E. , 2016/8165 K.

 

2) Peki yine de ne yapılabilir? (Uygulanabilir 3 seçenek)

Seçenek A (En güçlü ve pratik yol): Eski eş ile yazılı “mahsup protokolü” yapmak Eski eşiniz yazılı olarak “şu tarihler arasında kredi kartıyla yapılan şu tutardaki harcamalar nafaka yerine geçmiştir/nafakaya mahsup edilmiştir” diye kabul ederse, bunu icra dosyasına veya ilgili mahkemeye sunmak çok daha etkili olur.

Seçenek B: Bundan sonrası için ödemeyi doğru yöntemle yapmak
Nafakayı her ay banka havalesi/EFT ile “Açıklama: 20.. / .. ayı iştirak/yoksulluk nafakası” yazarak ödeyin.
Bu, ileride “mahsup” tartışmasını bitirir.

Seçenek C: Eski eş kabul etmiyorsa, kart harcamalarının nafakaya mahsup edilmesi genellikle zordur
Bu durumda siz tek taraflı dilekçe verseniz bile, karşı taraf “ben bunu nafaka saymıyorum” dediğinde mahkeme/icra çoğunlukla açık nafaka ödemesi yok diyerek mahsup yapmayabilir.

3) Acil koruma: Kartı iptal/limit düşürme talebi

Kartın tekrar kullanılmasını önlemek için bankaya limit düşürme veya kart iptal talebi verin. Bankanın bu talebi en geç 7 gün içinde yerine getirmesi gerekir.

 


Banka Kartları ve Kredi Kartları Hakkında Yönetmelik – Madde 18/2

 

Kart hamili, talep etmek suretiyle kart limiti veya toplam kart limitini azaltmak, kartı iptal ettirmek ve sözleşmeyi feshetmek hakkına sahiptir. Kart limitinin veya toplam kart limitinin azaltılmasına, kartın iptal edilmesine ve sözleşmenin feshine ilişkin kart hamilince yapılan talebin en geç yedi gün içinde kart çıkaran kuruluşça yerine getirilmesi zorunludur.

 

 

Dilekçe Örneği (Eski eşin imzası alınırsa en etkili yöntem)

Aşağıdaki metin, en pratikte işe yarayan “nafakaya mahsup kabul dilekçesi/protokolü” niteliğindedir. Eski eşiniz imzalamazsa, tek taraflı dilekçenin etkisi zayıflar.

[Bu metin örnektir; somut dosya (nafaka türü, icra dosyası, aylık nafaka miktarı) görülerek uyarlanmalıdır.]

“Nafaka Mahsubu Kabul ve Bildirim Dilekçesi/Protokolü” Örneği

  • Düzenleme Tarihi: [tarih]

  • Nafaka Alacaklısı (Eski Eş): [Ad Soyad, T.C., adres]

  • Nafaka Borçlusu: [Ad Soyad, T.C., adres]

  • Dayanak İlam / İcra Dosyası: [Aile Mahkemesi …/… E., …/… K.] veya [… İcra Md. …/… E.]

Açıklamalar:

  1. Nafaka borçlusu [Ad Soyad] tarafından, [kredi kartı bankası] nezdindeki şahsi kredi kartı [kartın son 4 hanesi] 5 ay önce nafaka alacaklısı [Ad Soyad]’a teslim edilmiştir.

  2. Nafaka alacaklısı, aşağıda dökümü yazılı tarihler arasında bu kart ile yaptığı harcamaların, tarafların ortak iradesiyle nafaka borcuna mahsuben yapıldığını kabul eder.

  3. Bu kapsamda, [tarih aralığı] döneminde yapılan toplam harcama tutarı: [toplam TL] olup, bu tutarın [hangi ay(lar)] nafaka borcuna mahsup edildiği taraflarca kabul edilmiştir.

 

Mahsup Tablosu (Örnek):

  • [Ay/Yıl]: Nafaka miktarı [.. TL] – Kredi kartı harcaması [.. TL] – Mahsup edilen [.. TL]

  • [Ay/Yıl]: Nafaka miktarı [.. TL] – Kredi kartı harcaması [.. TL] – Mahsup edilen [.. TL]

 

Sonuç ve Talep:
Taraflar, yukarıdaki döneme ilişkin kredi kartı harcamalarının belirtilen aylar nafaka borcuna mahsup edildiğini kabul eder. Bu nedenle ilgili icra dosyasında/mahkemede nafaka borcunun mahsup edilerek hesaplanmasını talep ederiz.

Nafaka Alacaklısı (Eski Eş)
Ad Soyad – İmza

Nafaka Borçlusu
Ad Soyad – İmza

Ekler:

  • Kredi kartı hesap ekstresi (ilgili dönem)

  • Nafaka ilamı / icra dosyası örneği (varsa)

  • Mahsup tablosu

 

---

Sonuç / Özet

Kredi kartı harcamalarını tek taraflı şekilde “nafaka saydırmak” genellikle mümkün değildir; Yargıtay uygulamasında açık nafaka açıklaması/şerhi veya tarafların açık kabulü aranır. En sağlam çözüm, eski eşle yazılı mahsup protokolü yapmak ve bunu icra dosyasına sunmaktır. Ayrıca kartın yeniden kullanılmasını önlemek için bankadan kart iptali/limit düşürme talebinde bulunmanız gerekir.

Saygılarımla,
Av. Asım Mavıoğlu

Soru : TAZMİNAT - merhaba, ben gıda mühendisliği mezunuyum bir şirkette yaklaşık 9 yıldır sorumlu müdür olarak çalışıyorum. ancak işyeri bana sorumlu müdür maaşı vermiyor. sorumlu müdür sözleşmesini gücünü kullanarak sağlık bakanlığından noter sözleşmesi olmadan çıkarttılar ve denetimlerde de aynı kişiler denetlediği için sıkıntı olmuyor. Her ay maaş bodrosuna imza atıyoruz. işyeri çok stresli mobing uygulayan baskıcı bir patronumuz var. ben çalıştığım süreçte kanser tedavisi gördüm. 4 ay önce %64 engelli raporu aldım. işyerine raporu bildirmedim. raporda ağır işlerde çalıştırılamaz mesai dışı çalıştırılamaz yazıyor. ben tazminatımı alarak işten ayrılmak istiyorum. nasıl bir yol izleyebilirim ? tazminatım dışında bu güne kadar mesul müdürlük maaşını ödememesi ile ilgili davacı olabilir miyim ? beni bilgilendirirseniz çok memnun olurum. teşekkürler,

Cevap :

Anlattığınız tabloda, iş sözleşmenizi haklı nedenle feshederek kıdem tazminatıyla ayrılma ve ayrıca ücret farkı/diğer işçilik alacaklarınızı talep etme ihtimaliniz vardır. Değerlendirme bakımından dosyanızda 4 ana başlık öne çıkıyor:

1) “Sorumlu müdür ücreti ödenmiyor” = ücretin eksik ödenmesi / çalışma şartlarının uygulanmaması

İşveren, işçiye ücretini kanuna ve sözleşmeye uygun ödemek zorundadır. Ücretin eksik ödenmesi veya çalışma şartlarının uygulanmaması, işçi açısından haklı fesih sebebi olabilir.

4857 sayılı İş Kanunu’na göre:

  • Ücretin kanuna/sözleşmeye uygun ödenmemesi haklı fesih sebebidir (m.24/II-e).

  • Çalışma şartlarının uygulanmaması da haklı fesih sebebi olabilir (m.24/II-f).

Bu kapsamda “sorumlu müdür olarak fiilen çalıştırılıp, buna uygun ücret/prim/yan haklar ödenmemesi” çoğu olayda ücret farkı alacağı doğurur. Ayrıca haklı fesih gerekçesi olarak da kullanılabilir.

2) Mobbing (psikolojik taciz) ve işverenin koruma yükümlülüğü

İşveren, işyerinde psikolojik tacizi önlemek ve işçinin kişiliğini korumakla yükümlüdür. Mobbing; haklı fesih, maddi-manevi tazminat ve eşit davranma ihlali gibi taleplere zemin oluşturabilir (somut delillere bağlıdır).

Türk Borçlar Kanunu’nda açık düzenleme vardır: işveren, özellikle psikolojik tacize karşı önlem almak zorundadır (TBK m.417).

3) Engellilik raporu (%64) ve “ağır iş / mesai dışı çalıştırılamaz” kaydı

Raporunuzda “ağır işlerde çalıştırılamaz” ve “mesai dışı çalıştırılamaz” gibi kayıtlar varsa; bu durum:

  • Çalışma koşullarınızın sağlık yönünden yeniden düzenlenmesini gerektirir,

  • Düzenlenmezse, bazı hallerde “işin sağlığınız için tehlikeli hale gelmesi” kapsamında haklı feshe dayanak yapılabilir (İşK m.24/I).

Ancak burada kritik nokta şudur: Raporu işverene hiç bildirmemişsiniz. Haklarınızı güvenli biçimde kullanabilmek için genellikle raporun yazılı olarak işverene bildirilmesi ve işverene makul süre tanınması (uygun iş / uygun çalışma düzeni) daha sağlam bir yol olur.

4) Sorumlu müdür sözleşmesi / mevzuata aykırı düzen (idari boyut)

Gıda işletmelerinde “sorumlu personel/sorumlu müdür” çalıştırma yükümlülüğü ve bunun usulü idari mevzuatla düzenlenir. 5996 sayılı Kanun, belirli işletmelerde ilgili lisans mezunu personel çalıştırma zorunluluğu getirir. Bu idari boyut, işçilik alacaklarınızdan ayrı olarak, ayrıca Bakanlık süreçlerini de gündeme getirebilir. Ancak sizin tazminat ve alacak hedefiniz için “iş hukuku” tarafında esas odak: fiilen yaptığınız iş – ücretiniz – bordro kayıtları – yazışmalar – tanıklardır.

---

“Tazminatımı alarak nasıl ayrılırım?” (En güvenli yol haritası)

A) Haklı nedenle fesih (kıdem tazminatı alarak ayrılma)

İşçi haklı nedenle feshederse:

  • Kıdem tazminatı (şartları varsa) talep eder,

  • Ancak ihbar tazminatı talep edemez (fesheden işçi olduğu için).

Sizde öne çıkan haklı fesih gerekçeleri:
1) Ücretin eksik ödenmesi / sorumlu müdür ücret farkı (İşK m.24/II-e ve m.24/II-f),
2) Mobbing ve işverenin koruma borcuna aykırılık (TBK m.417 ve İşK m.24/II kapsamındaki “ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılık” çerçevesinde somutlanabilir),
3) Sağlık/rapor nedeniyle çalışmanın tehlikeli hale gelmesi (İşK m.24/I-a) – raporun içeriği ve iş koşullarına göre.

B) “6 iş günü” süresi konusu (önemli teknik ayrım)

Haklı fesihte, bazı gerekçelerde (özellikle ahlak/iyi niyet kapsamındaki fiillerde) 6 iş günü/1 yıl süreleri (İşK m.26) tartışma yaratabilir. Ancak ücretin ödenmemesi/eksik ödenmesi gibi devam eden ihlallerde uygulamada haklı fesih hakkının “devamlılık” nedeniyle daha farklı değerlendirilebildiği görülür. Somut olayda, fesih gerekçesini doğru kurmak ve fesih ihtarnamesini dikkatle yazmak önemlidir.

C) Pratik adımlar

1) Delilleri toplayın (çok önemli): - Sorumlu müdür olarak fiilen yaptığınız işe dair belgeler (görev tanımı, yazışmalar, denetim evrakları, imza sirküleri/evrak imzaları, e-posta/WhatsApp talimatları), - Bordrolar, banka ödeme dekontları, SGK hizmet dökümü, - Fazla mesai/hafta tatili/UBGT çalışmaları varsa puantaj, vardiya, kamera, tanık, - Mobbing iddiaları için yazışma, tanık, tutanak, sağlık raporu vb.

2) İşverene yazılı bildirim/ihtar (önerilir):
- Engellilik raporunu ve “ağır iş/mesai yasağı” kaydını yazılı bildirin,
- Sorumlu müdür ücret farkının ödenmesini ve ücret grubunuzun düzeltilmesini talep edin,
- Mobbing ve ağır çalışma koşullarının sonlandırılmasını isteyin.
(Bu bildirim ileride “işverene fırsat tanındı mı?” tartışmasını güçlendirir.)

3) Sonuç alınamazsa haklı fesih ihtarnamesi ile ayrılın:
Noter/KEP kanalıyla fesih bildirimi yapılıp, kıdem tazminatı ve alacaklar talep edilir.

4) Zorunlu arabuluculuk → dava:
Kıdem tazminatı, ücret farkı, fazla mesai vb. işçilik alacaklarında dava öncesi arabuluculuk zorunludur (uygulama gereği).

---

“Geçmişe dönük sorumlu müdürlük maaşı için dava açabilir miyim?”

Evet, şartları varsa açabilirsiniz. Bu alacak genelde şu başlıklar altında istenir:

  • Ücret farkı alacağı (emsal ücret / fiilen yapılan iş / sorumluluk düzeyi),

  • Varsa fazla mesai, UBGT, hafta tatili,

  • Kullanılmayan yıllık izin ücreti,

  • Koşulları oluşursa manevi tazminat (mobbing/kişilik hakkı ihlali).

Önemli notlar:

  • Bordroları imzalamanız, her durumda alacak iddianızı bitirmez; ancak “bordroda fazla mesai tahakkuku var/yok”, “ihtirazi kayıt var mı”, “banka ödemesi ile bordro uyumu” gibi detaylar çok önemlidir.

  • İşçilik alacaklarının zamanaşımı bakımından genel kural olarak 5 yıl sürelere dikkat etmek gerekir.

 

---

Saygılarımla,
Av. Asım Mavıoğlu

Soru : İşgal - İyi günler uluyayla köyünde bulunan 13 dönüm tarla üzerine su deposu yapılmış miras paylaşımın da yer bana düştü ne yapabiliriz

Cevap :

Tarlanızın üzerine yapılan su deposu, sizin izniniz yoksa hukuken haksız el atma (müdahale) sayılır. Ne yapılacağı ise su deposunu kimin yaptığına göre değişir:

  • Depoyu belediye/DSİ/başka bir idare yaptıysa: konu çoğunlukla kamulaştırmasız el atma (bedel veya el atmanın önlenmesi) çerçevesinde yürür.

  • Depoyu komşu/üçüncü kişi yaptıysa: elatmanın önlenmesi + kaldırma (kal/yıkım) + ecrimisil davası gündeme gelir.

Aşağıda iki ihtimali ayrı ayrı özetliyorum.

---

1) Depoyu bir “kamu idaresi” yaptıysa (Belediye/İl Özel İdaresi/DSİ vb.)

Bu durumda, çoğu dosyada tarlaya fiilen el konulmuş sayılır. Malikin temel hakları şunlardır:

  • El atmanın önlenmesi (müdahalenin kaldırılması) veya

  • Depo artık fiilen kaldırılamayacak/tesis kamu hizmeti gereği kalacak ise bedel (tazminat) talebi.

İmar planıyla uzun süre tasarrufu kısıtlanan yerler bakımından ayrıca 2942 sayılı Kanun Ek Madde 1’de 5 yıllık program/kamulaştırma yükümlülüğü ve bedel davası çerçevesi düzenlenmiştir.

---

2) Depoyu “özel kişi/komşu/işletme” yaptıysa

Bu halde en klasik yol:

A) Elatmanın önlenmesi (müdahalenin men’i)

Taşınmaz maliki, taşınmazına yapılan haksız müdahalenin kaldırılmasını dava edebilir.

B) Depo kaldırma / kal (yıkım)

Su deposu gibi bir tesis taşınmaza izinsiz yapıldıysa mahkemeden kaldırılması istenebilir (uygulanabilirlik keşif ve teknik raporla netleşir).

C) Ecrimisil (haksız işgal tazminatı)

Depo nedeniyle taşınmazın bir kısmını kullanamıyorsanız, işgal süresi için ecrimisil talep edebilirsiniz. (Bu, kira bedeli benzeri bir tazminattır.)

---

3) Hızlı idari yol: 3091 sayılı Kanun kapsamında “zilyetliğe müdahalenin önlenmesi” başvurusu

Eğer depo yakın zamanda yapıldıysa veya müdahale devam ediyorsa, dava dışında ayrıca Kaymakamlık/Valilik nezdinde 3091 sayılı Kanun uygulaması kapsamında başvuru yapılması da mümkündür. Bu yol, bazı olaylarda mahkemeye göre daha hızlı “müdahalenin durdurulması/kaldırılması” sonucuna götürebilir; ancak her dosyada uygun olmayabilir.

---

4) Siz hemen ne yapmalısınız? (Uygulanabilir adımlar)

1) Tapu kaydı ve krokiyi alın: Parsel numarası, sınırlar, hissedar durumu, paylaşım (taksim) belgesi. 2) Depoyu kimin yaptığını netleştirin: Belediye/DSİ mi, yoksa kişi/komşu mu? 3) Keşif – ölçüm şart: Depo gerçekten sizin parselin içinde mi, sınır ihlali mi var? (Çap uygulaması çok kritik.) 4) Noter ihtarı gönderin: İzin verilmediğini, müdahalenin kaldırılmasını ve zarar/işgal bedelinin ödenmesini isteyin. 5) Sonuca göre: - Özel kişi ise: Asliye Hukuk’ta elatmanın önlenmesi + kal (kaldırma/yıkım) + ecrimisil, - İdare ise: Kamulaştırmasız el atma (bedel) / el atmanın önlenmesi stratejisi belirlenir.

---

Saygılarımla,
Av. Asım Mavıoğlu

Soru : Ucret Ogrenmek - Merhaba, Bir yakinim oglu dogdugunda anne ve babasinin uzerine kaydetmis oglunun nufusunu. Simdi miras ile ilgili bir konu var ve diger kardesler bu cocugu nufustan cikartmak icin dava acmak istiyorlar. Avukatlik ucretinizi ogrenebilir miyiz? Teşekkürler

Cevap :

Bu tür dosyalarda avukatlık ücreti “tek bir rakam” değildir; çünkü önce davanın hukuki türü ve mahkemesi netleşir, sonra ücret belirlenir. Yine de genel çerçeveyi net şekilde paylaşayım:

1) Önce dava türü netleşmeli: “Nüfus kaydının düzeltilmesi” mi, “soybağı davası” mı?

Miras nedeniyle bir kişinin nüfustan “çıkarılması” istenirken çoğu dosyada iki ayrı yol tartışılır:

  • Nüfus kaydının düzeltilmesi davası (başlangıçtan yanlış tescil / gerçeğe aykırı kayıt),

  • Soybağına ilişkin dava (soybağının reddi, babalık, tanımanın iptali vb.)

Yargıtay ve HGK uygulamasında, kişi “babalık karinesi ile” doğru şekilde nüfusa geçmişse soybağı davası; kişi “yanlış/gerçeğe aykırı beyanla” baştan yanlış kaydedilmişse çoğunlukla kayıt düzeltme davası olarak ele alınır.

Bu ayrım hem görevli mahkemeyi (Aile/Asliye) hem de dosyanın iş yükünü etkiler.

İçtihat örneği:

 


Hukuk Genel Kurulu 2022/762 E. , 2023/883 K.

 

Babalık karinesinden faydalanma söz konusu olmaksızın kocanın nüfus kütüğüne kaydedilen çocukla koca arasında soybağının kurulması söz konusu olmadığı için böyle bir durumda çocuk ile koca arasında soybağının bulunmadığının tespitine yönelik olarak açılan dava, soybağının reddi davası değil, yanlış kaydın düzeltilmesi amacına yönelik kayıt düzeltme davasıdır ...

 

 

Kaynak: Hukuk Genel Kurulu 2022/762 E. , 2023/883 K.

2) Avukatlık ücreti nasıl belirlenir? (Kanuni çerçeve)

Avukatlık ücreti, avukat ile müvekkil arasında serbestçe kararlaştırılabilir; ancak Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin altında olamaz. Yazılı ücret sözleşmesi yoksa veya ücret tartışmalıysa, kanun ücretin nasıl belirleneceğini ayrıca düzenler.

 


Avukatlık Kanunu m.164

 

Avukatlık ücreti, avukatın hukukî yardımının karşılığı olan meblâğı veya değeri ifade eder. Yüzde yirmibeşi aşmamak üzere, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir.
...
Avukatlık asgarî ücret tarifesi altında vekâlet ücreti kararlaştırılamaz.
...
Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya ... yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı ... hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde ... yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar ... belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.
Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir.

 

 

3) Bu tip “nüfus/miras” dosyalarında ücreti en çok ne belirler?

Ücret, genellikle şu faktörlere göre belirlenir:

  • Dava nüfus kaydı düzeltme mi, soybağı davası mı? (mahkeme ve usul farklı)

  • Davalı sayısı (mirasçılar, nüfus müdürlüğü vb.) ve taraf teşkili zorluğu

  • Delil durumu: DNA incelemesi gerekip gerekmediği, tanık sayısı, eski kayıtların bulunması

  • Dosyanın bulunduğu şehir ve yargılama süresi

  • Sadece ilk derece mi, yoksa istinaf/temyiz aşamalarının da dahil edilip edilmeyeceği

4) Sizin sorunuz açısından “net ücret” nasıl verilir?

Bu dosyada net ücret söyleyebilmem için en az şu bilgileri görmem gerekir:

  • Nüfustan çıkarılmak istenen kişi hangi nedenle yanlış yazılmış? (yanlış beyan mı, evlilik içi karine mi, tanıma mı?)

  • Bu kişinin nüfusa tescil tarihi ve kayıtta baba/anne kim görünüyor?

  • Mirasçılar kimler ve kaç kişi? (taraf sayısı)

  • Davanın açılacağı yer (il/ilçe)

Bu bilgiler netleşince:

  • Dosyanın dava türü ve mahkemesi kesinleşir,

  • Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi alt sınırı ve işin kapsamı dikkate alınarak size yazılı ücret teklifi iletilebilir.

 

5) Önemli not 

Bu cevap yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır. Nüfus kayıtlarının düzeltilmesi / soybağı davaları miras hukukunu doğrudan etkilediği için dosya görülmeden ücret ve strateji “tek cümle” ile belirlenemez.

Saygılarımla,
Av. Asım Mavıoğlu

Soru : Kira uyuşmazlığı - Merhabalar Ankara batıkent te kiracı olarak 9 yıldır oturduğum evde kiram 3500 tl idi. Ev sahibi arabulucuya giderek kira bedelini 17000 tl olarak vermemi istemiş ben 10000 tl teklif etsemde kabul etmedi. Sonrasında olabilecek işlemler nedir nasıl ilerler süreç bana bir maliyet cikarmi benim haklarım neler söyleyebilirseniz çok sevinirim iyi çalışmalar dilerim

Cevap :

Arabuluculukta anlaşma sağlanamadıysa, ev sahibi bundan sonra genellikle “kira bedelinin tespiti” davası (ve bazı dosyalarda “kira uyarlama” tartışması) yoluna gider. Sizin 9 yıldır aynı evde oturmanız nedeniyle, kira artışı artık sadece TÜFE ile sınırlı bir artış tartışması olmaktan çıkıp, mahkemenin emsal kira + hakkaniyet ölçütleriyle kira bedelini belirlediği bir döneme girmiş durumdadır.

Aşağıda süreç ve haklarınızı pratik şekilde özetliyorum:

---

1) Arabuluculuk bu tür uyuşmazlıklarda dava şartıdır

Kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda (kira bedeli, tespit, uyarlama vb.) dava açmadan önce arabulucuya başvuru çoğu durumda dava şartıdır.

 


Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu (6325) m.18/B

 

(1) Aşağıdaki uyuşmazlıklarda, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır:
a) ... kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar.

 

 

 

Arabuluculukta anlaşma olmazsa ev sahibine “anlaşmama son tutanağı” verilir ve bu tutanakla dava açabilir.

---

2) Ev sahibi bundan sonra ne yapabilir?

A) Kira bedelinin tespiti davası (en olası senaryo)

9 yıldır oturduğunuz için sözleşme 5 yılı geçmiş durumda. Bu durumda mahkeme, yeni dönem kira bedelini belirlerken:

  • TÜFE (12 aylık ortalama),

  • Kiralananın durumu,

  • Emsal kira bedelleri,

  • Hakkaniyet

kriterlerini birlikte değerlendirir.

 


Türk Borçlar Kanunu (6098) m.344

 

Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın, beş yıldan uzun süreli veya beş yıldan sonra yenilenen kira sözleşmelerinde ve bundan sonraki her beş yılın sonunda, yeni kira yılında uygulanacak kira bedeli, hâkim tarafından tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranı, kiralananın durumu ve emsal kira bedelleri göz önünde tutularak hakkaniyete uygun biçimde belirlenir.

 

 

Uygulamada mahkeme keşif ve bilirkişi ile “emsal kira” belirler; sonra çoğu dosyada “hak ve nesafet / eski kiracı indirimi” diye anılan bir değerlendirme ile (dosyaya göre) indirime de gidebilir.

B) Tespit davası açılırsa yeni kira hangi tarihten itibaren geçerli olur?

Bu noktada TBK m.345 kritik: Ev sahibi davayı yeni kira dönemi başlamadan en geç 30 gün önce açarsa (veya bu süre içinde yazılı artış bildirimi yaparsa) mahkemenin belirlediği kira, yeni dönemin başından itibaren geçerli olur.

 


Türk Borçlar Kanunu (6098) m.345

 

Kira bedelinin belirlenmesine ilişkin dava her zaman açılabilir. Ancak, bu dava, yeni dönemin başlangıcından en geç otuz gün önceki bir tarihte açıldığı ya da kiraya veren tarafından bu süre içinde kira bedelinin artırılacağına ilişkin olarak kiracıya yazılı bildirimde bulunulmuş olması koşuluyla, izleyen yeni kira dönemi sonuna kadar açıldığı takdirde, mahkemece belirlenecek kira bedeli, bu yeni kira döneminin başlangıcından itibaren kiracıyı bağlar.

 

 

Pratik sonuç: Ev sahibi usulü doğru işletirse, dava sonunda çıkan kira bedeli geriye dönük şekilde “yeni dönem başından itibaren” uygulanabilir ve aradaki farklar için de ödeme gündeme gelebilir.

 

3) Kiracı olarak sizin haklarınız neler?

A) “17.000 TL’yi kabul etmedim” diye tahliye edilemezsiniz

Kira artışında anlaşamamak tek başına tahliye sebebi değildir. Tahliye için TBK’da sayılı sebepler gerekir (ör. kira ödememe ve temerrüt, tahliye taahhüdü, ihtiyaç, iki haklı ihtar vb.). Sırf “artışı kabul etmedi” diye doğrudan tahliye kural olarak mümkün değildir.

B) Siz kira ödemesini nasıl yapmalısınız? (Temerrüde düşmemek için)

  • Mevcut sözleşmedeki kira bedelini, dönemsel artış hükmü varsa ve TBK m.344’e uygunsa, o çerçevede ödeyin.

  • Ev sahibi “17.000” istiyor diye siz ödemeyi durdurmayın.

  • Banka kanalıyla ödeme yapın ve açıklamaya kira ayını yazın.

 

Önemli: Dava sonunda mahkeme daha yüksek kira belirlerse, TBK m.345 koşulları oluşmuşsa geriye dönük fark çıkabilir. Bu nedenle “ödeyebildiğiniz makul tutarı” (ör. TÜFE’ye göre artmış miktar veya ihtilafsız kısım) aksatmadan yatırmak genelde temerrüt riskini azaltır.

 

C) 9 yıllık kiracılık size “sınırsız oturma” hakkı vermez; ama süreç usule bağlıdır

Ev sahibi ihtiyaç, tahliye taahhüdü gibi hukuki sebepleri varsa ayrı dava açabilir. Ancak kira tespit davası başka, tahliye davası başkadır. Kira tespiti “kiranın belirlenmesi” içindir.

---

4) Bu süreç size maliyet çıkarır mı?

Evet, dava açılırsa (ev sahibi tarafından), dosyaya göre bazı maliyetler doğabilir. Genel olarak:

1) Bilirkişi + keşif giderleri: Kira tespit davalarında neredeyse her zaman bilirkişi raporu alınır (emsal araştırması yapılır). Bu giderler yargılama sırasında avans olarak yatırılır; sonunda “haksız çıkan tarafa” yüklenebilir.

2) Harç ve yargılama giderleri: Davacı (ev sahibi) açarken harç yatırır; sonunda paylaştırılır.

3) Vekâlet ücreti (karşı vekâlet): Dava sonunda kısmen haklı/kısmen haksız olma durumuna göre karşı vekâlet ücreti çıkabilir.

 

Net rakam, talep edilen kira farkı, dönem ve mahkemenin kabul oranına göre değişir. “Kesin şu kadar” demek dosya görülmeden doğru olmaz.

 

---

5) Mahkeme kirayı nasıl belirler? (Yargıtay yaklaşımı)

Kira tespit davalarında Yargıtay/HGK uygulamasında önemli bir ilke şudur: Mahkeme, bilirkişinin belirlediği “boş olarak kiraya verilebilecek emsal bedeli” dikkate alır; sonra hakkaniyet indirimi yapabilir; ancak yöntem doğru kurulmalıdır.

 


Hukuk Genel Kurulu 2017/977 E. , 2021/1168 K.

 

... hükme esas alınan bilirkişi raporunda; taşınmazın ... boş olarak brüt ... kira bedeli ile kiralanabileceği belirtilmiştir ...
... taşınmazın boş olarak kiraya verilmesi halinde getirebileceği bedel olarak belirlenen ... miktarı dikkate alınarak ve hak ve nesafet indirimi yapılmak suretiyle talep aşılmaksızın kira bedelinin tespitine karar verilmesi gerekirken ...

 

 

Kaynak: Hukuk Genel Kurulu 2017/977 E. , 2021/1168 K.

Bu, sizin açınızdan şunu gösterir: Mahkeme genellikle “emsal”e bakar ve hakkaniyet tartışması yapılır; bu nedenle ev sahibinin 17.000 TL talebi “otomatik kabul” değildir, bilirkişi ve mahkeme değerlendirmesi belirleyicidir.

---

6) Sonraki adımda siz ne yapmalısınız? (Kısa yol haritası)

1) Arabuluculuk son tutanağının tarihini ve yeni kira dönemi başlangıç tarihini not edin (TBK m.345 açısından kritik). 2) Kira ödemelerinizi aksatmayın ve mümkünse banka üzerinden yapın. 3) Ev sahibi dava açarsa, savunmada genellikle şu başlıklar önemlidir: - Emsal taşınmazların gerçekten “emsal” olup olmadığı (konum, metrekare, site/ısınma, eşyalı/eşyasız), - Binanın yaşı ve dairenin durumu, - 9 yıllık kiracılık/hakkaniyet indirimi, - Bölgedeki gerçek piyasa verileri. 4) Dava açılmadan önce ev sahibi yazılı ihtar gönderdiyse onu saklayın; göndermediyse de “hangi tarihten itibaren geçerli olacağı” ayrıca tartışma konusu olur.

Saygılarımla,
Av. Asım Mavıoğlu

Soru : Kira davası hk. - Merhabalar, Ankara da kirada olan kiracımı çıkarmak istiyorum. Arabulucuya gittik arayı bulamadık şuan evin emsal kira bedeli 14-15 bin civarı ve 2350 tl kadar cuzi bir fiyata oturuyor. Mayıs 2020 de girdi 5 sene dolmadığı için emsal kira tespit davası açamıyorum. Evi satmak istiyorum zorluk çıkartıyor göstermek istemiyor. Ben şuan kirada oturuyorum Uşak ta 12 bin tl kira veriyorum maduriyetim var kiracımın kira bedeli ekonomik koşulların çok altın da kaldığı için nternette takip ettiğimde hakimin kira bedelini attırmaya yönelik emsal kararları var bunu kullanarak bir dava açma durumum olur mu dava sonucunda kazanma durumum olur mu?

Cevap :

Sorunuz üç ayrı başlık içeriyor: (1) kira artışı / kira tespiti, (2) kiracıyı tahliye (çıkarma), (3) evi satış için gösterme. Her birini ayrı ayrı netleştireyim:

1) “5 yıl dolmadan emsal kira tespiti” – Genel kural: TÜFE sınırı

Konut kiralarında, 5 yıl dolana kadar kira artışı kural olarak TÜFE 12 aylık ortalamayı geçemez. Bu dönemde “emsal kira 15 bin oldu” diyerek doğrudan emsal üzerinden kira tespiti almak genellikle mümkün değildir.

 


Türk Borçlar Kanunu (6098) m.344

 

Tarafların yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmaları, bir önceki kira yılında tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla geçerlidir.
...
Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın, beş yıldan uzun süreli veya beş yıldan sonra yenilenen kira sözleşmelerinde ve bundan sonraki her beş yılın sonunda, yeni kira yılında uygulanacak kira bedeli, hâkim tarafından tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranı, kiralananın durumu ve emsal kira bedelleri göz önünde tutularak hakkaniyete uygun biçimde belirlenir.

 

 

Ne zaman emsal devreye girer?
Kiracınız Mayıs 2020’de girdiyse, sözleşme başlangıcına göre 5 yılın dolduğu yeni dönem (çoğunlukla Mayıs 2025’ten sonraki dönem) itibarıyla TBK m.344/3 kapsamında “emsal + hakkaniyet” esaslı kira tespit davası gündeme gelir. Yani “5 yıl dolmadı” tespitinize göre, emsal kira tespitini şimdi açmak yerine 5 yıl eşiği ve dava zamanlaması doğru planlanmalıdır.

Ayrıca kira tespit davasında “hangi tarihten itibaren bağlayacağı” TBK m.345’e göre süreye bağlıdır:

 


Türk Borçlar Kanunu (6098) m.345

 

Kira bedelinin belirlenmesine ilişkin dava her zaman açılabilir. Ancak, bu dava, yeni dönemin başlangıcından en geç otuz gün önceki bir tarihte açıldığı ya da kiraya veren tarafından bu süre içinde kira bedelinin artırılacağına ilişkin olarak kiracıya yazılı bildirimde bulunulmuş olması koşuluyla, izleyen yeni kira dönemi sonuna kadar açıldığı takdirde, mahkemece belirlenecek kira bedeli, bu yeni kira döneminin başlangıcından itibaren kiracıyı bağlar.

 

 

 

Pratik anlamı: 5 yıl dolduktan sonra emsal kira tespiti açılacaksa, “yeni dönemin başından itibaren geçerli olsun” isteniyorsa TBK m.345’teki 30 günlük kural önemlidir.

2) “Emsal kararlarla 5 yıl dolmadan kira artırma davası açabilir miyim?”

5 yıl dolmadan, emsal kira seviyesine çıkarmaya dönük “kira tespit davası” kural olarak TÜFE sınırına takılır. Bazı dönemlerde “uyarlama” iddiaları (aşırı ifa güçlüğü vb.) gündeme gelebilse de, bu yol istisnai ve dosyaya çok bağlıdır; her “piyasa yükseldi” durumunda kabul edilmez. Dolayısıyla sırf internetteki emsal kararlar görüldü diye, 5 yıl dolmadan 2.350 TL’yi 15-17 bin bandına taşıyan bir karar “garanti” değildir.

3) Kiracıyı “çıkarma” – Sadece kira düşük diye tahliye olmaz

Kiracıyı tahliye için TBK’da sayılan sebepler gerekir. “Kira çok düşük” tek başına tahliye sebebi değildir. Ancak sizde şu ihtimal var:

A) İhtiyaç nedeniyle tahliye (konut gereksinimi)

Siz Uşak’ta kirada oturduğunuzu ve mağduriyetiniz olduğunu söylüyorsunuz. Eğer Ankara’daki evi kendiniz/eşiniz/altsoy-üstsoy için konut ihtiyacı nedeniyle kullanma zorunluluğu varsa, TBK m.350’ye göre tahliye davası açılabilir (usul ve süreleri çok kritiktir).

 


Türk Borçlar Kanunu (6098) m.350

 

Kiraya veren, kira sözleşmesini;

  1. Kiralananı kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut ya da işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa,


...
belirli süreli sözleşmelerde sürenin sonunda ... belirleyecek tarihten başlayarak bir ay içinde açacağı dava ile sona erdirebilir.

 

 

 

Önemli: İhtiyaç tahliyesinde dava zamanı (yeni dönem, 1 aylık dava açma süresi), ihtiyacın gerçek/samimi olması ve delillendirme çok önemlidir. Bu tür davalar “kazanılır/kaybedilir” kesin söylenemez; ama doğru şartlar varsa başarı şansı vardır.

B) Satmak istiyorum – Satış tek başına tahliye sebebi değildir

Mevcut malik olarak “satacağım” diye kiracıyı doğrudan çıkaramazsınız. Ancak evi satarsanız, yeni malik TBK m.351 koşulları varsa (yeni malikin ihtiyacı) tahliye yoluna gidebilir. (Bu başlık sizin değil, alıcının ihtiyacıyla ilgilidir.)

4) “Evi göstermek istemiyor” – Kiracı belirli koşullarda göstermek zorundadır

Kiracı, satış veya sonraki kiralama için gerekli olduğu ölçüde, evi gezip görmeye izin vermekle yükümlüdür; ev sahibi de makul süre önce haber vermeli ve kiracının menfaatini gözetmelidir.

 


Türk Borçlar Kanunu (6098) m.319

 

Kiracı, bakım, satış ya da sonraki kiralama için zorunlu olduğu ölçüde, kiraya verenin ve onun belirlediği üçüncü kişinin kiralananı gezip görmesine izin vermekle yükümlüdür.
Kiraya veren, ... uygun bir süre önce kiracıya bildirmek ve bunların yapıldığı sırada kiracının yararlarını göz önünde tutmak zorundadır.

 

 

Pratik öneri:
Kiracıya yazılı şekilde (WhatsApp yeterli olmayabilir; mümkünse noter ihtarı/iadeli taahhüt/KEP) gün ve saat önererek randevu verin. Sürekli engelliyorsa, “evi gösterme borcuna aykırılık” gerekçesiyle ayrıca hukuki başvurular (tespit, ihtar, gerektiğinde dava) değerlendirilebilir.

5) Süreç size maliyet çıkarır mı?

Dava açılırsa (kira tespit veya tahliye):

  • Yargılama giderleri, bilirkişi/keşif masrafları,

  • Avukatlık ücreti (temsil varsa),

  • Davada haksız çıkma oranına göre karşı vekâlet ücreti

gündeme gelebilir. Net maliyet, açılacak dava türüne ve dosyanın kapsamına göre değişir.

---

Saygılarımla,
Av. Asım Mavıoğlu

Soru : Sahte senet iddiası - Asliye Ticaret Mahkemenin bekletici mesele yaptığı ceza davasına ilişkin karar, Yargıtay tarafından dolandırıcılığı bozmuş, Resmi belgede sahtecilik cezası zaman aşımı sebebiyle düşmüş ve kesinleşmiştir. Bono altındaki yazı ve imzalar borçlunun eli ürünüdür, imza içeren bir belgenin senet haline dönüştürülmediği sabittir. Bam HMK 209 maddeye göre tedbir talebi vermiştir. Menfi tespit davası ne olur. Bir kere daha dolandırıcılık hakkında verilecek kararın kesinleşmesini yıllarca bekler mı? Teşekkürler

Cevap :

Bu tip dosyalarda “menfi tespit davası mutlaka ceza davasının kesinleşmesini bekler” şeklinde otomatik bir kural yoktur. Bekletici mesele (HMK m.165) mahkemenin takdirinde olmakla birlikte, bekletici mesele yapılabilmesi için hukuk davasında hüküm kurulmasının ceza davasının sonucuna kısmen veya tamamen bağlı olması gerekir. Ceza dosyasının seyri değiştiğinde (örneğin sahtecilik yönünden düşme/kesinleşme olduysa) bekletici meselenin devam ettirilmesi her zaman gerekmez.

Aşağıdaki başlıklar sizin sorunuzun cevabını belirler:

1) “Sahtecilik zamanaşımıyla düştü” – Hukuk davası otomatik olarak bitmez

Ceza davasında resmî belgede sahtecilik yönünden zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi, hukuk mahkemesinin bononun geçerliliğini/sahte olup olmadığını incelemesini tek başına engellemez. HMK m.214/2 bu ayrımı açıkça kurar: cezada beraat/ceza verilmesine yer olmadığı gibi sonuçlar, hukuk hâkiminin sahtelik incelemesini engellemez.

2) HMK 209 (adi senette imza/yazı inkârı) gerçekten uygulanıyor mu?

HMK m.209/1’in uygulama alanı, adi senetteki yazı veya imzanın inkâr edilmesi (sahtelik iddiası)dır. Siz “bono altındaki yazı ve imzalar borçlunun eli ürünüdür” diyorsunuz. Bu durumda:

  • Eğer davacının iddiası imza/yazı inkârı değilse (ör. “senet sonradan dolduruldu/teminat senediydi/bedelsiz” gibi), HMK 209/1’in uygulanıp uygulanmayacağı tartışmalıdır.

  • Nitekim Yargıtay, menfi tespit davasında iddia “imza ve yazı inkârı” değilse HMK 209/1’e dayanarak otomatik sonuç çıkarılamayacağını belirtmiştir.

Bu noktada şu içtihat özellikle önemlidir:

 

 

  1. Hukuk Dairesi 2012/17062 E. , 2013/3581 K.

 

 

HMK’nun 209,I hükmüne göre, “Adi bir senetteki yazı veya imza inkâr edildiğinde, bu konuda bir karar verilinceye kadar, o senet herhangi bir işleme esas alınamaz.” Ancak menfi tespit davasındaki iddia imza ve yazının inkârına ilişkin değildir.

 

 

Kaynak: 19. Hukuk Dairesi 2012/17062 E. , 2013/3581 K.

Pratik sonuç: BAM’ın HMK 209’a dayanarak tedbir vermiş olması, dosyadaki iddianın gerçekten “imza/yazı inkârı (sahtelik)” olup olmadığına göre tartışılabilir. Ancak tedbir verilmişse, mevcut aşamada tedbiri kaldırmak/uygulamasını yönlendirmek ayrı bir usul konusudur.

3) Menfi tespit davası “dolandırıcılık kesinleşene kadar” beklemek zorunda mı?

Her zaman hayır. Şu ayrım kritik:

  • Menfi tespit davasında temel mesele, bonodan dolayı borç var mı yok mu?

  • Ceza davasındaki “dolandırıcılık” yargılaması ise çoğu zaman cezai sorumluluk ve hileli davranış tartışmasıdır.

  • Eğer hukuk mahkemesi, borcun varlığını/bononun geçerliliğini kendi delilleriyle (bilirkişi incelemesi, banka kayıtları, ticari defterler, tanıklar, kambiyo ilişkisinin ispatı) çözebilecek durumdaysa, dolandırıcılığın yeniden yargılanıp kesinleşmesini yıllarca beklemesi zorunlu değildir.

Buna karşılık, ceza dosyasında verilecek karar hukuk davasındaki maddi vakıayı doğrudan belirleyecekse (ör. “bono tamamen sahte olarak üretildi/kullanıldı” gibi) mahkeme HMK 165 kapsamında bekletici mesele yapabilir. Yargıtay’ın yaklaşımı; ceza kararının davalı/hamil yönünden hukuki durumu etkileyeceği hallerde kesinleşmenin beklenmesi gerektiği yönündedir.

Örnek:

 

 

  1. Hukuk Dairesi 2024/3455 E. , 2025/1653 K.

     

 

Somut olayda ... resmi belgede sahtecilik davasında verilen mahkumiyet hükmünün ... temyize tabi olduğu anlaşıldığından öncelikle ceza kararının kesinleşmesinin beklenilmesi gerekir ... Bu nedenle ceza yargılaması beklenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken ... yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış ...

 

 

Kaynak: 11. Hukuk Dairesi 2024/3455 E. , 2025/1653 K.

Sizin olayınıza uyarlarsak:

  • Sahtecilik yönünden “düşme ve kesinleşme” olduğuna göre, hukuk mahkemesinin beklediği bazı maddi olgular artık netleşmiş olabilir.

  • Dolandırıcılık yönünden bozma sonrası yeniden yargılama yürürken, mahkemenin hâlen beklemesi gerekip gerekmediği; hukuk davasının temel iddiasının (sahtelik mi, bedelsizlik/teminat mı, alacağın varlığı mı) ne olduğuna göre değişir.

 

4) Hukuk mahkemesi ceza kararına ne kadar bağlı?

TBK m.74’e göre hukuk hâkimi ceza hâkiminin kusur/zarar değerlendirmesiyle bağlı değildir; HMK m.214/2’ye göre ceza beraati de hukukta sahtelik incelemesine engel değildir. Ancak uygulamada “kesinleşmiş ceza mahkûmiyetinde maddi vakıa tespitleri” hukuk dosyasında güçlü delildir.

Bu nedenle sizin dosyada asıl strateji şudur:

  • Ceza dosyasında artık kesinleşmiş olan kısımlar (yağma/sahtecilik düşmesi vb.) hangi maddi olguyu sabitlemiş?

  • “İmza borçlunun eli ürünü” tespiti varsa, bu menfi tespit açısından “sahtelik” iddiasını zayıflatır; dava bedelsizlik/teminat/borcun bulunmaması eksenine kayar.

  • Dolandırıcılık bozulduysa ve yeniden yargılama yapılacaksa, hukuk mahkemesine “bu yeni ceza yargılaması hukuk davasındaki borç ilişkisinin varlığına doğrudan bağlı değildir; mevcut delillerle karar verilebilir” yönünde talepte bulunulabilir.

 

5) Sizin açınızdan uygulanabilir adımlar

1) Bekletici meselenin kaldırılmasını talep edin: Mahkemeye, ceza dosyasında sahtecilik yönünden kararın kesinleştiğini, dolandırıcılık yönünün ise menfi tespit davasındaki “borçluluk” incelemesi için zorunlu bekleme sebebi olmadığını (somut iddianıza göre) anlatan bir dilekçe verin.

2) Menfi tespitte iddianızı netleştirin:
“Senet sahte” mi diyorsunuz, yoksa “bedelsiz/teminat/borç ilişkisi yok” mu diyorsunuz? HMK 209 tartışması bu ayrımda belirleyicidir.

3) Delil setini güçlendirin:
- Senedin hangi ilişkiyle verildiği, para/edim akışı, banka hareketleri
- Ticari defter kayıtları (varsa)
- Tanıklar / yazışmalar
- Ceza dosyasındaki bilirkişi raporları ve tespitler
Hukuk mahkemesine “cezayı beklemeden karar verebilecek” bir dosya sunmanız bekletici mesele ihtiyacını azaltır.

4) Tedbir (HMK 209) yönünden ayrı değerlendirme:
Eğer HMK 209 tedbiriyle takip/ödeme süreci etkileniyorsa, bu tedbirin dayanağı “imza/yazı inkârı” değilse, yukarıdaki Yargıtay 19 HD kararına paralel şekilde itiraz/uyarlama talep edilebilir.

Saygılarımla,
Av. Asım Mavıoğlu

Soru : soybağı kurmak - Yugoslavya doğumlu olan babam ve ailesi istanbula göç etmişler. Hepsi aynı anda gelmediklerinden farklı kütüklere kayıt edilmişler. Ve o zamanki şartlarda bir takım harf hataları yapılmış. Hem yugoslavya tarafında hemde türkiye tarafında. Biz şuan soybağımızı kuramıyoruz. Tüm kardeşler hayatta değiller ve bizler çocukları olarak soybağımızı kurmak istiyoruz. Dna testi yaptırabilirmiyiz. ve nasıl bir süreç bizi bekler

Cevap :

Evet, bu tür “göç + farklı kütük + harf/isim hatası” dosyalarında DNA testi yapılması mümkündür; ancak hangi davanın açılacağı (sadece “kayıt düzeltme” mi, yoksa “soybağı tespiti” mi) çok önemlidir. Süreç genellikle iki ana ihtimalden birine göre yürür:

1) Sorun yalnızca “harf hatası / aynı kişi farklı kayıt” ise: Nüfus kaydının düzeltilmesi (Asliye Hukuk)

Eğer mesele şu ise:

  • Aile bireyleri aslında belli,

  • Sadece farklı kütüklere yazılmışlar / isimler harf hatasıyla farklı,

  • “Bu kişi aslında şu kişiyle aynı” veya “baba adı/soyadı yazım hatası” gibi bir kayıt yanlışı var,

bu durumda çoğunlukla Nüfus Hizmetleri Kanunu m.36 kapsamında nüfus kaydının düzeltilmesi davası gündeme gelir ve görevli mahkeme genellikle Asliye Hukuk Mahkemesidir.

 


Nüfus Hizmetleri Kanunu (5490) m.36 – Nüfus davaları

 

MADDE 36- (1) Mahkeme kararı ile yapılan kayıt düzeltmelerinde aşağıdaki usûllere uyulur:
a) Nüfus kayıtlarına ilişkin düzeltme davaları, düzeltmeyi isteyen şahıslar ... yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki görevli asliye hukuk mahkemesinde açılır. ... nüfus müdürü veya görevlendireceği nüfus memuru huzuru ile görülür ve karara bağlanır.

 

 

Bu tür davalarda mahkeme “doğru sicil oluşturma” amacıyla resen araştırma yapar; arşiv, göç kayıtları, eski nüfus dayanakları, yurtdışı belgeleri vs. celp edilir. Sonuca ulaşılamazsa DNA incelemesi de gündeme gelebilir.

2) Sorun “baba/çocuk ilişkisi kurulamıyor” yani gerçek anlamda soybağı tartışmalı ise: Soybağı davası (Aile Mahkemesi)

Eğer kayıt düzeltmek yetmiyor ve “bu kişi gerçekten bizim baba/amca/ kardeşimiz mi?” gibi soybağı (nesep) kurulması gerekiyorsa; Türk Medenî Kanunu’ndaki soybağı hükümleri devreye girer.

 


Türk Medenî Kanunu (4721) m.282 – Soybağının kurulması

 

Madde 282- Çocuk ile ana arasında soybağı doğumla kurulur.
Çocuk ile baba arasında soybağı, ana ile evlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulur.
Soybağı ayrıca evlât edinme yoluyla da kurulur.

 

 

 

Bu davalarda yetki kuralı da ayrıca düzenlenmiştir:

 


Türk Medenî Kanunu (4721) m.283 – Yetki

 

Madde 283- Soybağına ilişkin davalar, taraflardan birinin dava veya doğum sırasındaki yerleşim yeri mahkemesinde açılır.

 

 

 

3) DNA testi yaptırabilir miyiz? Mahkeme zorlayabilir mi?

Evet. Soybağı/nüfus davalarında DNA dâhil bilimsel inceleme en güçlü delildir ve mahkeme gerekli görürse DNA incelemesi yaptırır.

Özellikle HMK m.292, soybağının tespitinde kan/doku alınmasına katlanma yükümlülüğünü düzenler:

 


Hukuk Muhakemeleri Kanunu (6100) m.292 – Soybağı tespiti için inceleme

 

MADDE 292 - (1) Uyuşmazlığın çözümü bakımından zorunlu ve bilimsel verilere uygun olmak, ayrıca sağlık yönünden bir tehlike oluşturmamak şartıyla, herkes, soybağının tespiti amacıyla vücudundan kan veya doku alınmasına katlanmak zorundadır.
Haklı bir sebep olmaksızın bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde, hâkim incelemenin zor kullanılarak yapılmasına karar verir.
(2) Üçüncü kişi tanıklıktan çekinme hakkı bulunduğunu ileri sürerek bu yükümlülükten kaçınamaz.

 

 

TMK m.284 de soybağı davalarında re’sen araştırma ve incelemelere rıza yükümlülüğünü vurgular:

 


Türk Medenî Kanunu (4721) m.284 – Yargılama usulü

 

Madde 284 :

  1. Hâkim maddî olguları re'sen araştırır ve kanıtları serbestçe takdir eder.

  2. Taraflar ve üçüncü kişiler, soybağının belirlenmesinde zorunlu olan ve sağlıkları yönünden tehlike yaratmayan araştırma ve incelemelere rıza göstermekle yükümlüdürler. Davalı, hâkimin öngördüğü araştırma ve incelemeye rıza göstermezse, hâkim, durum ve koşullara göre bundan beklenen sonucu, onun aleyhine doğmuş sayabilir.

 

 

 

4) “Tüm kardeşler hayatta değil” – DNA nasıl yapılır?

Kardeşler ve baba kuşağı vefat etmişse DNA incelemesi yine de çoğu zaman mümkündür. Uygulamada şu yollar izlenir:

1) Fethi kabir (mezarın tespiti ve açılması)
Baba olduğu iddia edilen kişinin mezarı bulunabiliyorsa, mahkeme kararıyla mezardan kemik/doku örneği alınarak DNA yapılabilir.

2) Yakın akrabalardan karşılaştırmalı DNA
Mezar yoksa veya örnek alınamıyorsa; aynı soydan geldiği düşünülen kişiler üzerinden (ör. baba tarafı amca çocukları, dede hattı) karşılaştırmalı test yapılması istenebilir. Ancak teknik olarak her “kardeşlik testi” her durumda mümkün olmayabilir; Adli Tıp raporları belirleyicidir.

Yargıtay, soybağı tespitinde DNA incelemesini çoğu dosyada “zorunlu” görür ve mümkünse önce mezar/örnek yoluna gidilmesini, olmazsa alternatif karşılaştırmalı yöntemlerin araştırılmasını ister:

 

 

  1. Hukuk Dairesi 2018/16042 E. , 2020/928 K.

 

 

Öncelikle baba olduğu iddia edilen ...'ın mezarının tespit edilip fethi kabir yapılarak DNA incelemesine esas doku ve kemik örnekleri alınması, bu imkanın kullanılamaması halinde ... DNA incelemesi yaptırılması ... gerekirken ... DNA testi yaptırılmadan ... karar verilmesi doğru görülmemiştir

 

 

Kaynak: 8. Hukuk Dairesi 2018/16042 E. , 2020/928 K.

 

5) Bu dosyada sizi nasıl bir süreç bekler? (Adım adım)

A) Ön hazırlık (çok önemli)

  • Tüm vukuatlı nüfus kayıtları: Baba, dede, kardeşler, çocuklar (geldi-gitti şerhleri dahil).

  • Göç/geliş evrakı varsa: iskan/iskan belgesi, vatandaşlık kazanım belgeleri, eski pasaport/konsolosluk kayıtları.

  • Yugoslavya tarafındaki belgeler: doğum kayıt örneği, aile kayıt örneği, isim/soyisim varyasyonları, tercümeler.

  • Harf hatalarını gösteren somut eşleştirmeler (ör. aynı doğum tarihi, aynı anne adı, aynı köy/şehir).

B) Dava türünün seçimi

  • Sadece kayıt hatası ise: Asliye Hukuk’ta nüfus kaydının düzeltilmesi

  • Soybağı kurulması şartsa: Aile Mahkemesi’nde soybağı tespiti/babalık niteliğinde dava

(Bazı dosyalarda mahkeme davayı re’sen doğru nitelendirir; ancak dilekçenin doğru kurgulanması süreci hızlandırır.)

C) Yargılama ve deliller

  • Nüfus müdürlüğü kayıtları ve dayanak belgeler mahkemeye istenir (Yönetmelik m.11 mahkemenin belge istemesine imkan verir).

  • Gerekirse tanık, arşiv kayıtları, yazım defterleri, eski nüfus kütükleri incelenir.

  • Sonuç alınamazsa DNA incelemesi kararı verilir.

  • Vefat edenler için mezar tespiti/fethi kabir veya alternatif akrabalık testleri değerlendirilir.

D) Karar sonrası

  • Karar kesinleşince nüfus müdürlüğü kayıtları buna göre düzeltilir/tescil edilir.

 

Saygılarımla,
Av. Asım Mavıoğlu

Soru : Kan parası - Annem öldürüldü ve suçluları dışarıda geziyor dava açmak istiyorum nasıl bir yol izlemeliyim

Cevap :

Öncelikle başınız sağ olsun. Annenizin öldürülmesi olayı, kural olarak kasten öldürme kapsamında çok ağır bir suçtur ve şikâyete bağlı değildir. Bu nedenle süreç “sizin açacağınız bir dava”dan önce, esasen Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen soruşturma ve kamu davası şeklinde ilerler. Ancak dosyanın etkin yürümesi, delillerin toplanması ve şüphelilerin yakalanması/tutuklanması bakımından sizin yazılı başvurularla dosyayı aktif takip etmeniz çok önemlidir.

Aşağıdaki yol haritası, pratikte en etkili ilerleme şeklidir:

1) İlk adım: Savcılığa suç duyurusu (ihbar/şikâyet)

Suça ilişkin başvuruyu:

  • Cumhuriyet Başsavcılığına veya

  • Kolluk makamlarına (polis/jandarma)

yapabilirsiniz. Yazılı dilekçe verebilir veya sözlü anlatıp tutanağa geçirebilirsiniz.

2) Şüpheliler dışarıdaysa: Savcılıktan “yakalama/tutuklama ve delil toplama” talepleri

Şüpheliler kimlerse (isim, lakap, adres, telefon, plaka vb.), savcılığa sunacağınız dilekçede şu talepler özellikle önemlidir:

  • Şüphelilerin ifadesinin alınması, gerektiğinde gözaltı değerlendirmesi,

  • Olayın niteliğine göre tutuklama tedbiri değerlendirmesi,

  • Kamera kayıtları, HTS, tanıklar, olay yeri görüntüleri, adli tıp/otopsi raporları gibi delillerin toplanması,

  • Şüphelilerden/çevreden tehdit riski varsa koruyucu-önleyici tedbir alınması.

3) “Kan parası” konusu: Ceza davasını düşürmez

Toplumda “kan parası” diye bilinen ödeme/vaat, Türkiye’de kasten öldürme gibi bir suçta ceza davasını kendiliğinden düşüren bir mekanizma değildir. Şüpheliler para verse bile:

  • Savcılık soruşturma yürütür,

  • Delil yeterliyse kamu davası açılır,

  • Mahkeme ceza yargılamasını sürdürür.

Para verilmesi en fazla özel hukuk bakımından “tazminat” tartışması doğurabilir; ancak ceza yargılamasını ortadan kaldırmaz.

4) Dava açılınca “katılma (müdahillik)” talep edin

Savcılık iddianame düzenleyip dava açtığında siz (maktulün yakını/suçtan zarar gören olarak) mahkemeye başvurarak kamu davasına katılma talep edebilirsiniz. Katılan olmanız; dosyayı takip, delil isteme, duruşmalardan haberdar olma ve bazı kanun yolu başvurularını yapabilme açısından çok önemlidir.

5) Barodan ücretsiz avukat (CMK) talep edebilirsiniz

Kasten öldürme gibi ağır suçlarda mağdur/suçtan zarar gören sıfatıyla barodan CMK kapsamında avukat görevlendirilmesini talep etme imkânı vardır. Bu, özellikle savcılık aşamasında delil talepleri ve mahkeme aşamasında katılma/kanun yolu süreçleri açısından faydalıdır.

6) Ceza davasından ayrı olarak tazminat hakkınız var

Ceza davası sürerken veya ayrıca:

  • Cenaze giderleri, tedavi giderleri (varsa), destekten yoksun kalma gibi maddi tazminatlar,

  • Manevi tazminat

talep edebilirsiniz. Bu talepler, ceza davasından bağımsız şekilde hukuk mahkemesinde yürür (somut olaya göre davalılar değişebilir).

7) Çok kısa “hemen yapılacaklar” listesi

1) Savcılığa yazılı suç duyurusu verin (olay özeti + şüpheliler + delil listesi). 2) Dosya numarasını alın ve savcılıktan yazılı olarak delil toplama ve şüphelilerin yakalanması taleplerinde bulunun. 3) Dava açılınca mahkemeye katılma (müdahillik) dilekçesi verin. 4) Baroya başvurup CMK avukatı isteyin (mümkünse aynı gün). 5) Tehdit/yeniden saldırı riski varsa kolluktan koruma/önleyici tedbir talep edin.

Saygılarımla,
Av. Asım Mavıoğlu

Soru : Araba alımı - Araba alırken yanlis bilgi ile kandirildim satici once herseyi kabul etti sonra ise tlf bir kapatti ne bulabiliyorum ne de ulasabiliyorum

Cevap :

Merhaba,

Araba alım satımlarında bu tip sorunlarla sık sık karşılaşılmaktadır. Sorunuzda yanlış bilgi ile kandırıldığınızı belirtmişsiniz. Yanlış bilginin ne olduğunu belirtseydiniz daha sağlıklı hukuki yorum yapılabilirdi. Biz burada -yanlış bilgiyi- satın alınan arabada bulunması veya bulunmaması eksiklik olarak değerlendirilen ayıp olarak niteleyelim. Arabayı aldığınız kişinin bu işi meslek haline getiren kişilerden olması durumunda aranızdaki hukuki ilişki tüketici işlemi olarak değerlendirilecek olup sorumluluk buna göre belirlenecektir. Tüketici işlemi olarak nitelendirilemeyen durumlarda ise sorumluluk borçlar kanununa  göre belirlenecektir. Ayıplı satışlarda ayıbın varlığının satış aşamasında satıcı tarafından bilinmiyor olması onun sorumluluğunu ortadan kaldırmayacaktır. Satıcının sorumluluğu devam edecektir. Satış aşamasında araçla ilgili var olan ayıplarla ilgili alıcıya bilgilendirme yapılmışsa ve bu haliyle alıcı aracı almayı kabul etmişse o zaman satıcının sorumluluğuna gidilemeyecektir. Bu hallerde ispat külfeti satıcıya aittir. Ayıbın satıştan sonra farkedilmesi halinde en önemli unsur ayıbın varlığının satıcıya ihbar edilmesidir. Burada alıcının devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkan bulunur bulunmaz gözden geçirmesi gerektiği bununla ilgili sorumluluğu bulunduğu açıktır. Gözden geçirdikten sonra satıcıya ayıp ihbar edilmelidir. İhbarın herhangi bir kanuni şekil şartı yoktur. Noter aracılığıyla yapılan ayıp ihbarları ispat hukuku açısından alıcının elini güçlendirmektedir. Yazdıklarınıza göre telefonla satıcıyı bilgilendirerek ihbar koşulunu gerçekleştirmişsiniz.

Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hallerde alıcının yani sizin kullanabileceğiniz seçimlik haklarınız mevcuttur. 1-Satılanı geri vermeye hazır olduğunuzu bildirerek sözleşmeden dönebilirsiniz, 2-Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteyebilirsiniz, 3- Aşırı masrafı gerektirmediği takdirde bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteyebilirsiniz, 4-İmkan varsa satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteyebilirsiniz. Ayrıca genel hükümlere göre tazminat isteme hakkınız saklıdır. 

İleride hak kaybına uğramamanız adına bu süreci uzman avukatlardan destek alarak geçirmenizi tavsiye ederiz.

Soru : İsim Karalama Davası - Merhaba günaydın. Ben isim Ka davası açmak istiyorum ama öncelikle dava hakkında bilgi almak istiyorum. Ulaşırsınız sevinirim..

Cevap :

Merhaba,

Türk Hukuku'nda; "isim karalama davası" adı altında herhangi bir dava talep/şikayet hakkı mevcut değildir. Somut olayın özelliğine göre hakaret suçunun oluşup oluşmadığını değerlendirmek gerekir. Hakaret suçunun oluşmasına neden olan sözlerin kanunda ayrı ayrı belirtilmesi mümkün değildir. Suçun oluşabilmesi için kişinin onur, şeref veya saygınlığını rencide edecek somur bir fiil ya da olgu isnat edilmeli veya sövme yoluyla kişinin onur, şeref veya saygınlığına saldırılmalıdır. Hakaret suçunda en önemli olan durum; kişiyi rencide eden, toplum içinde değersizleştiren fiillerin varlığıdır. Hakaret suçunun mağdurun yüzüne karşı veya gıyabında işlenmesi bakımından da kendine has özel ispat yöntemleri bulunmaktadır. Ayrıca söz konusu suçun basit şekli şikayete bağlı suç tipidir. Yine somut olayın özelliğine göre iftira suçunun oluşup oluşmadığını değerlendirmek gerekir.

Ayrıca ceza yargılamasının sonucunda yukarıda bahsettiğimiz suç tiplerinin oluştuğu ortaya çıkarsa, bu nedenle kişilik haklarınıza yönelik haksız fiil kapsamında oluşan zararlarınızın giderilmesi için yine somut olayın özelliğine göre maddi ve manevi tazminat dava talep hakkınız gündeme gelecektir.

    Copyright © 2015 - Mavıoğlu
    Uşak / Türkiye